17.07.2020 Cuma vaazı
15 Temmuz vaazı

Yüce Rabbimiz insanoğlunu mükerrem ve sosyal bir varlık olarak yaratmıştır. İnsanlar,sosyal bir varlık olması hasebiyle birlikte yaşama, birlikte hareket etme ihtiyacı duyarlar. Birlikte yaşaması zorunlu olan insan, hayatını devam ettirebilmek, güvenli ve huzurlu bir hayat yaşayabilmek için yaşamının bütün safhalarında başka insanlara ve toplumlara ihtiyaç duyar.

İnsanların ve toplumların en fazla muhtaç olduğu şeylerin başında huzur ve güven gelir. Huzur ve güvenin teminatı ise belli ilkeler etrafında sağlayacakları birlik ve beraberlikleridir. Maddi ve manevi anlamda birlikteliğini oluşturmuş, beraberliklerini  gerçekleştirmiş toplumlumlar bu günlerini huzur içerisinde geçirirlerken yarınlarına da daha bir güvenle bakarlar.

Birliğin sağlam, sağlıklı ve devamlı olabilmesi için elbette belli ilkelere dayanması gerekir. Müslüman bir toplum olarak kendisine dayanacağımız ve etrafında birleşeceğimiz ilkeler kitabımız Kuranı kerimde ve efendimiz (as)'ın  sünneti seniyesinde bütün teferruatlarıyla belirlenmiştir.

Yüce Rabbimiz Kuranı Kerimde:

وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِجَم۪يعاً وَلَا تَفَرَّقُواۖ وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْكُنْتُمْ اَعْدَٓاءً فَاَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَاَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِه۪ٓاِخْوَاناًۚ وَكُنْتُمْ عَلٰى شَفَا حُفْرَةٍ مِنَ النَّارِ فَاَنْقَذَكُمْمِنْهَاۜ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اٰيَاتِه۪ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirine düşman idiniz de Allah gönüllerinizi birleştirdi ve O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi Allah kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız.” (Ali İmran, 103)buyurmuş ve Müslümanları Kur'an'ın etrafında birlik olmaya çağırmıştır. Aslında bütün semavî dinler gibi İslâmiyet de vahdet dinidir. Bu vahdetin (birliğin)temelinde "tek Allah inancı" vardır. İnsanca yaşamanın, huzurakavuşmanın tek yolu birlik ve beraberliktir.

İslam dini, emirleriyle Müslümanlar arasında birliği sağlamağa çalışır. Bir olan Allah'a inanan Müslümanların kitapları ve kıbleleri birdir. Günde beş kere camide bir araya gelen ve cemaatle namaz kılan Müslümanlar, birliklerinin temelini burada atar ve birlikte olmanın huzurunu duymaya burada başlarlar.Cumalar ve bayramlar da böyledir. Hac ibadeti ise İslam'da birliğin muhteşem bir sembolüdür. Dünyanın dört bir tarafından gelen Müslümanlar, aynı anda Arafat'ta buluşurlar, tanışıp görüşürler ve gönüllerinde İslâm'ın kardeşliğini,birlik ve beraberlik anlayışını kökleştirirler.

Başka bir ayeti kerimede yüce rabbimiz:

“اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الَّذ۪ينَ يُقَاتِلُونَ ف۪ي سَب۪يلِه۪صَفاًّ كَاَنَّهُمْ بُنْيَانٌ مَرْصُوصٌ ”

“Bilinki Allah kendi yolunda sağlam örülmüş bir duvar gibi kenetlenmiş saflar halinde çarpışanları sever.” (Saf, 4) buyurarak Allah’ın sevgisin onun yolunda topluca mücadele eden, savaşan, birlik ve beraberlik içinde birbirleriyle kenetlenenler üzerine olduğuna işaret ediyor. Bu âlemde Allah’ın sevgisinden daha güzel ne olabilir?

Sevgili Peygamberimiz (as) da birçok hadisi şerifinde konunun önem ve ehemmiyetine işaret etmişler, şöyle buyurmuşlar:

"Müslüman topluluğundan bir karış da olsa ayrılan kimse boynundaki İslâm bağını çözmüş demektir. " (Tirmizi, Âdâb, 78).


" Allah'ın yardımı cemaatle (toplulukla) beraberdir. " (Ebû Davûd,Salat, 46).

"Size birlik halinde bulunmanızı tavsiye eder, ayrılıp dağılmaktan şiddetle kaçınmanızı isterim. Zira şeytan, yalnız başına yaşayan insana yakın olup beraber bulunan iki kişiden uzaktır. Kim Cennet'in ta ortasında yaşamak isterse, toplu halde bulunmaya baksın." (Tirmizî, Fiten, 7)

Dinimizin birlik ve beraberlikle ilgili emir ve tavsiyelerine dikkat edilmeli,"cemaatin (birlik ve beraberliğin) rahmet, ayrılığın azap" (Tirmizî,Fiten, 7) olduğu ve atalarımızın “Sürüden ayrılanı kurt kapar." sözü asla unutulmamalıdır.

Toplum düzeni birlik ve beraberlikle sağlanır. Sevgili Peygamberimiz bir çok hadisi şeriflerinde, birlik ve beraberlik içinde yaşamanın toplum hayatı bakımından ne kadar önemli olduğunu belirtmiş, birliğin temin edilememesi halinde sosyal bünyede huzursuzlukların çıkacağını anlatmak istemiştir.

SevgiliPeygamberimiz (s.a.v) 

“قال رسول اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم : «الْمُؤْمنُ للْمُؤْمِنكَالْبُنْيَانِ يَشدُّ بعْضُهُ بَعْضاً » وَشَبَّكَ بَيْنَ أَصَابِعِه”

“Mü’minin mü’mine karşı durumu, bir parçası diğer parçasını sımsıkı kenetleyip tutan binalar gibidir.” buyurdu ve bunu açıklamak için, iki elinin parmaklarını birbiri arasına geçirerek kenetledi. (Buhari, Salat, 88)

Başka bir hadisi şerifte efendimiz:

                   قالرسولُ اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم: « مثَلُ الْمُؤْمِنِينَ فِي تَوَادِّهِمْوتَرَاحُمِهِمْ وتَعاطُفِهِمْ ، مَثَلُ الْجَسَدِ إِذَا اشْتَكَى مِنْهُ عُضْوٌ تَداعَىلهُ سائِرُ الْجسدِ بالسهَرِوالْحُمَّى“  

Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” (Buhârî, Edeb, 27)

Peygamber efendimiz bu hadisi şeriflerde toplumu bir binaya ve insan vücûduna benzetmiş: Binanın bir bölümü sakat ve organlarının bir kısmı hasta olan insanın bedeni nasıl zayıf ve güçsüz düşerse; ihtilafların çoğaldığı, düşmanlıkların yaygınlaştığı ve birlik ruhunun kaybolduğu toplumlar da öyle güçsüzleşirler. Bu da düşmanın işini kolaylaştırır.

Bir milleti yıkmayı ve yok etmeyi arzulayanlar, önce o milleti meydana getiren insanlar arasında fitne ve ayrılık tohumları ekerek onları birbirine düşürürler. Birlik ve beraberliklerini bozarlar. Bütün gücünü kardeşlerine karşı kullanan ve düşmanlarını unutan toplumlar başkalarına kolayca yem olurlar. Dünyaya hükmetmiş birçok büyük devlet, önce içeriden parçalanmış sonrada yıkılıp tarihten silinmişlerdir.

İslâm, birlik ve beraberlik meselesine çok önem verir. Bir mü’min, günlük şahsî işlerinden ibadetlerine kadar her mes’elesinde Kur’ân ve Sünnetle cemaat içine itilir, kendisine cemaat olmanın avantajları gösterilir ve hayatının büyük bir bölümü cemaatle irtibatlandırılır.

Allah(cc) biz müminlere, Kuranda, toplu düşünmeyi ve toplu davranmayı öğretir. Kuran okurken, tek başımıza namaz kılarken bile, "İyyâkena’büdü ve iyyâkenestaîn- Ancak sana ibâdet ederiz ve ancak Sen’den yardım bekleriz” çoğul kalıbıyla okuyarak sözümüzle, okuyuşumuzla birlik ve beraberliğimize vurgu yaparız.

 Nur suresinin 61. ayetinde yüce rabbimiz,

“لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَأْكُلُوا جَم۪يعاً اَوْاَشْتَاتا”

“Birlikte veya ayrı ayrı yemenizde sizin için bir günah yoktur.” buyurarak Müslümanların yemeklerini ister ayrı, isterseler de topluca yiyebileceklerini belirtirken önce toplu yemeyi zikrederek yemekte bile toplu olanın daha faziletli olduğuna işaret eder.

İnsanoğlu eşi, dostu, arkadaşları, çevresi ile bir bütündür. Allah, insanı toplum içinde yaşayan ve hemcinslerine muhtaç bir varlık olarak yaratmıştır. İnsan için toplumda yaşamak biz zaruret ve bir mecburiyettir. Hiçbir fert, kötülük adına bozguncu ve zarar verici oluşumlar karşısında tek başına mukavemet edemez.

Ayrıca,toplum ve cemaat içinde bulunmanın getireceği feyizlerden, sağlayacağı avantaj ve lütuflardan da mahrum kalır. Ayakları toplumun zeminine basmayan insan,ayaklar altında bir yaprak ve bir tüy gibidir; azıcık bir üflemeyle sağa sola savrulması kaçınılmazdır.

Birlikte yaşamda eğer ilkeler çerçevesinde maddi ve manevi birlik sağlanırsa mutluluklar çoğalır, acılar hafifler, hatalar telafi edilir, maddi manevi ihtiyaçlar giderilir, örnekleme yoluyla güzellikler yaygınlaşır; kötülük, zulüm ve haksızlıklara engel olunur.

Yüce Rabbimiz Kuranı Kerimde;

“وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَٓاءُبَعْضٍۢ يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُق۪يمُونَالصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَيُط۪يعُونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُۜ اُو۬لٰٓئِكَسَيَرْحَمُهُمُ اللّٰهُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَزِيزٌ حَك۪يم”ٌ

“Müminlerin erkekleri de kadınları da birbirlerinin velîleridir; iyiliği teşvik eder,kötülükten alıkoyarlar, namazı kılarlar, zekâtı verirler, Allah ve resulüne itaat ederler. İşte onları Allah, merhametiyle kuşatacaktır. Kuşkusuz Allah,mutlak güç ve hikmet sahibidir." buyurarak toplumdaki kişilerin görevlerine vurgu yaparken Allah'ın rahmetinin de topluluk üzerine olduğuna işaret ediyor. (Tevbe, 71)

Cemaat içinde bulunmanın bir büyük faydası: Kişinin masiyet ve günahları terk etmesine,istikamet ve doğruluk üzerine olmasına vesile olur.

 Yalnızlık Allah’a mahsustur. Dünyada insan tek başına yaşayamaz, ihtiyaçlarını karşılayamaz, emniyetini sağlayamaz ve kendini tehlikelerden koruyamaz. Hayatta tek başımıza baş edemeyeceğimiz o kadar çok şey var ki, tek başına olmanın şartları o kadar ağır ki; insan tek başına bunlarla baş edemez. İnsanoğlu, acı tatlı olayları paylaşmak zorunda olduğu eş, dost ve arkadaşlara ihtiyaç duyar.

İnsan,hayatının her devresinde mutlaka birilerine ihtiyaç duyar:

Çocukken oyun arkadaşı arar, Genç yaşta gönül arkadaşı arar, Olgunluk çağında da vefalı gerçek dost arar, Yaşlılığında da hayat arkadaşı arar.

Her zaman ve en fazla da üzerinde yaşayacağı bir vatan ve dayanışma içerinde olacağı, mutluluklarını ve üzüntülerini paylaşacakları bir topluma, bir millete ihtiyaç duyarlar. Paylaşılmayan mutluluklardan, mutlu insan ve mutlu toplu meydana gelmesi imkânsızdır. Aynı şekilde acılara tahammül edilebilmesi,dayanılması ve kolay atlatılması için onları paylaşacağımız kimseler olmalıdır.“Mutluluklar paylaşıldıkça çoğalır, acılar paylaşıldıkça azalır.” Bu ve benzer nedenlerden dolayı insan olarak bir topluluğa sahip olmaya ve toplumla beraber hareket etmeye, birlik ve beraberlik içerisinde olmaya bütün insanlar ve toplumlar ihtiyaç duyarlar.

 Dinimiz İslam; yardımlaşma, dayanışma, birlik,beraberlik ve kardeşliğe çok büyük önem vermiş ve bunun için önemli prensipler ortaya koymuştur. İslam kardeşliğinden meydana gelen dayanışma ve birliktelik,bizler için büyük bir nimet aynı zaman da büyük güç kaynağıdır. Bu kardeşlik duygusu bize büyük bir güç ve kuvvet kazandırır. Bu kuvvetle her türlü problemi halleder, her türlü terör ve tehlikenin üstesinden daha kolay geliriz. Birlikten doğan bu güçle huzur ve barış ortamı sağlanır, huzur ve güvenliğe ulaşılır.Büyüklerimiz “Anlaşmada kuvvet, birlikte hayat, kardeşlikte saadet vardır.” diyerek birlik, beraberlik ve kardeşliğin önemini çok veciz bir şekilde ifade etmişlerdir.

Kuran ayetleri her fırsatta inananların birlik ve dayanışma içinde olmalarını öğütler. İnananları bir arada tutacak şey ise Allah’ın ipi (hablullah) yani vahiydir. Allah’ın apaçık ayetlerine rağmen hareket edenler, vahyin önderliğini dikkate almadan vahiy dışı kaynakları vahyin önüne geçirenler, bu birlik ve kardeşlik duygusunun bozulmasına sebep olurlar. Vahiy insanları bir arada tutucu ve birlik duygusu ile hareket ettirici bir bağdır. Allah’ın yeryüzündeki ipi olarak ifade edilen vahyin etrafında birlik olmayanlar, kendi inanç ve kabullerini din edinir, kendi gibi inanmayanları ise din dışı ilan ederler.

Yüce dinimiz itaati, birlik ve beraberliği övmüş, teşvik etmiş ve emretmiş; ihtilafı,ayrılmayı, ayrışmayı da yermiş ve yasaklamıştır.

Yüce rabbimiz Kuranı Kerimde şöyle buyurur:

“وَلَا تَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ تَفَرَّقُوا وَاخْتَلَفُوا مِنْبَعْدِ مَا جَٓاءَهُمُ الْبَيِّنَاتُۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ”

"Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır”.

Görüldüğü gibi Allah (cc) ayeti kerimede;  ihtilaf ve tefrikayı kesin ifadelerle yasaklamış ve bölücüleri ağır bir azapla tehdit etmiştir.Tarih yoktan sebeplerle ihtilafa düşen, ayrılan, parçalanan, sömürülen ve yok olan milletlerin örnek ve acı tecrübeleriyle doludur. Ve maalesef tarihten ders, ibret alınmadığı için aynı tecrübeler günümüzde de yaşanmaya devam etmektedir.

İngilizlerin Hindistan’da oynadıkları bir oyun bu konuya ışık tutucu mahiyettedir.

Müslümanlara kurban olarak öküz kesmenin faziletlerini ballandırarak anlatıyor, telkin ve teşvik ediyor; karşı taraf Hindu, inancına göre öküz mübarek hayvan. Koyun, keçi, deve gibi hayvanları bırakıp illa da öküzü niye kesiyorlar diye Hinduların hamaset damarları kabartılıyor. Bizimkiler Kurban Bayramlarında özellikle öküz kesmeye çalışınca onlar da domuz kafalarını camilere atmaya başlıyorlar.  Cehalet ve aymazlığın neticesi iki toplum yan yana yaşarken birbirlerine amansız birer düşman oluyorlar. Şikayete gelip yardım isteyene göz kırpıp önce Hindu’nun sonra da Müslüman'ın hakkından geliyorlar. Bir müddet sonra da bütün Hindistan  İngiliz Genel Valiliği’ne bağlanıyor. İngilizler daha önce yapamadıklarını iki kesimi birbirine düşürerek rahatça başarıyor, Hindistan’a yerleşiyorlar, sonrası malum…

İstiklal Marşımızın şairi Akif birlik ve beraberliğin önemini vurguladığı dizelerinde bakın ne diyor:

Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez.

Toplu vurdukça sineler, onu top sindiremez.

‘Sen-ben’desin efrat, aradan vahdeti kaldır,

Milletler için işte kıyamet o zamandır.

İnsanın olduğu yerde farklı düşünce, kültür ve inançların olması doğaldır. Çünkü insanı insan yapan özellik, düşünüyor olmasıdır. Düşünmek ise farklı yorumları gündeme getirir. Bunu yok sayıp herkesi sanki fabrikasyon üretimin sonucuymuş gibi algılayıp herkesin aynı konuda aynı şeyleri düşünmesini beklemek yanlıştır.

Farklılıklarımız toplumsal zenginliğimizdir. Herkesin aynı düşünmesini istemek ve beklemek insani bir yaklaşım olamaz. Bu bakımdan bir konuda herkesin bizim gibi düşünmesini istemek ve beklemek toplumlardaki farklılıkları zenginlik olmaktan çıkartarak düşmanlıkların ve çatışmaların temelini oluşturabilir.

Özellikle düşünce bazındaki farklılıklara hakaret, aşağılama, tahkir, dayatma ve kötü örnek olmadığı sürece sonuna kadar tahammül edebilmek gerekiyor. Tahammül edemediğimiz sürece farklılıklara rağmen birlikte yaşamak mümkün olmaz.

İnsanları güçlü kılan çoklukları değil birlik ve beraberlikleridir. Yüce rabbimiz kuranda;

“كَمْ مِنْ فِئَةٍ قَل۪يلَةٍ غَلَبَتْ فِئَةً كَث۪يرَةًبِاِذْنِ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ مَعَ الصَّابِر۪ينَ  ”

 "Nice az birlik vardır ki, Allah’ın izniyle sayıca çok birliği yenmişlerdir, Allah sabredenlerle beraberdir." (Bakara, 249)  buyurarak birlik ve beraberlik içinde nice az toplulukların Allah’ın izni, yardımı ve sabırla kalabalık topluluklara galip geldiğine işaret ve beyanda bulunuyor.

İstiklâl şairimiz Mehmet Akif Ersoy, Kastamonu Nasrullah Camii kürsüsünde milli birlik ve bütünlüğümüzün ehemmiyetine dair nasihatlarda bulunduğu bir cuma vaazında,Mısır'da ikâmet ettiği yıllardaki bir hâtırasını anlatır. Bu hâtıra, bugün dünyanın birçok yerinde içine düşülen buhranların sebeplerine ışık tutması açısından oldukça düşündürücüdür.

Bir gün Mısırda dolaşıyordum. Orada aklı başında bir Müslümanla karşılaştım. Konu İngiliz işgaline geldi, dedim ki:

-Hayret doğrusu, 15 milyonluk Mısır'da çok az bir kuvvet var.  (Mısır, 1882 yılında İngilizler tarafından işgal edildi ve bu işgal 32 yıl boyunca hiçbir hukukî statüye dayanmaksızın devam etti). Bu kadar az bir kuvvetle, koca bir ülke nasıl nasıl işgal edilebiliyor? Cevaben o zât dedi ki:

-Aynı şeyleri aynen ben de düşünmüş ve bir İngiliz yetkiliye demiştim ki;

-Günün birinde,  Osmanlı Devleti yüz bin kişilik bir ordu hazırlayarak Mısıra girerseler ne yaparsınız?

-Hiçbir şey yapamayız. Savunma imkânımız olmadığı için Mısırı kendilerine teslim eder çıkarız. Fakat şunu iyi biliniz ki, biz Osmanlılara değil 40 bin kişi, 40 kişi gönderecek kadar fırsat vermeyiz. Ülkelerinde bitmez tükenmez meseleler çıkartırız. Onlar birbirleriyle uğraşmaktan vakit bulup da bir kere olsun Mısır'a bakamazlar. (İbrahim Refik, Geçmişten Geleceğe Işıklar, s, 11)

Tarihte olduğu gibi günümüzde de olan şey aynıdır.  "İslam, farklı anlayışları, mezhepleri ve farklı ırktan insanları asırlar boyunca huzur içinde yaşatmış tek medeniyettir. Bu gün birliğimizi ve farklılıklarımızın zenginlik olduğu anlayışını bozmaya çalışan planlarla her zamandan daha fazla karşı karşıyayız."

Zenginliğimiz olan farklılıklarımızı ihtilaf ve kavgaya dönüştürme gayreti içinde olan düşman maalesef çoğu zaman başarılı olmuş, bizler yoktan sebeplerle birbirimizle kavga ederken gücümüz gitmiş, zayıflamış ve kaybetmişiz. Düşman da savaşmadan bütün istediklerini elde etmiş, İslam ülkelerine ve Müslümanların kaynaklarına el koymuş, İslami değerleri de yerle bir etmiştir.

Maalesef bugün yeryüzündeki Müslümanların hali budur. İki milyar Müslüman fitne fesat,tefrika, ikilik yüzünden birbirini kırmakta, kırdırılmaktadırlar.

Düşünebiliyor musunuz? 2 milyar nüfusa sahip muazzam bir topluluk.

Arazi bakımından dünyanın üçte birine sahip, Yeraltı tabii kaynaklar bakımından(petrol ve doğalgaz) yarısı, doğalgazın dörtte üçü Müslümanların elinde. Buna rağmen dünyadaki etkinlikleri 0 (sıfır). Bunun sebebi Müslümanların topluca Allahın ipine sımsıkı sarılmamaları, aralarındaki ayrılıklar, fitneler, birlik ve beraberliğin olmayışından başka nedir?

Bütün tarih boyunca farklılıklarını zenginlik olarak görüp sımsıkı birbirine sarılanlar başarılı olmuş, farklılıkları ihtilaf ve ayrışma sebebi olarak görenler yıkılmış, dağılmış ve başka milletlerin oyuncağı olup yok olmuşlardır.

Evs ve Hazrec Ensar'dan iki kabileydi. Câhiliye devrinde Evs ile Hazrec arasında Medine'de yaşayan Yahudilerin bu iki kabile arasındaki ihtilafları körüklemelerinin de etkisiyle çeşitli savaşlar olmuştur. Bu savaşlarda güçlerini kaybedip,zayıflayan bu iki kabileyi Yahudiler yıllarca yönetmiş ve imkânlarını sömürmüşler. Bu savaşların en şiddetlisi, Hz. Peygamber'in Medine'ye hicretinden önce beş yıl devam etmiş olan Buâs Savaşı'dır. Evs kabilesi, her iki tarafın da ağır kayıplar verdiği bu savaşta muhtemelen müttefikleri olan Nadîr veKurayzalılar'ın yardımı ile galip gelmiştir.

Bu iki kabilenin arasında Cahiliye döneminde var olan düşmanlık Hz. Peygamberin Medine'ye hicretiyle sevgi ve kardeşliğe dönüşmüş ve bütün düşmanlıklar ortadan kalkmıştır. Ancak bu birlik, beraberlik ve kardeşlikten hoşlanmayanlar tahrik ve teşviklerde bulunarak tesis edilen kardeşliği yok etmek için boş durmamışlar

Bir gün bir mecliste otururlarken Evs'ten bir kişi, bir şiir okur. O şiirde Hazrec'e hakaret edilmektedir. Bunun üzerine Hazrec'ten bir kişi de bir şiir okur. Onda da, Evs aleyhinde sözler vardır. Sonunda karşılıklı şiirler okumak suretiyle adeta yarışırlar. Böylece kavmin bir kısmı diğerinin boğazına sarılmak üzere ayağa kalkar. Hatta silahlarını alarak Medine dışına çıkıp savaşmak isterler.

Bu hadise Hz. Peygamber'in kulağına gelince vahiy indi ve Hz. Peygamber eteklerini toplayarak süratli bir şekilde onların yanına geldi. Onları görünce yüksek sesle şu ayeti okudu:

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوااتَّقُوا اللّٰهَ حَقَّ تُقَاتِه۪ وَلَا تَمُوتُنَّ اِلَّا وَاَنْتُمْ مُسْلِمُونَ

وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِجَم۪يعاً وَلَا تَفَرَّقُواۖ وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْكُنْتُمْ اَعْدَٓاءً فَاَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَاَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِه۪ٓاِخْوَاناًۚ وَكُنْتُمْ عَلٰى شَفَا حُفْرَةٍ مِنَ النَّارِ فَاَنْقَذَكُمْمِنْهَاۜ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اٰيَاتِه۪ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُون

 “Ey iman edenler! Allah’a karşı gereği gibi saygılı olun ve ancak Müslüman olarak can verin. Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirine düşman idiniz de Allah gönüllerinizi birleştirdi ve O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi Allah kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız. (Âl-i İmran/102-103).Rasûlullah bu ayeti okuduktan sonra, onlar silahlarını attılar. Birbirlerinin boynuna sarılarak ağladılar

Ülkeler okyanusta seyreden birer gemi gibidir. Bir gemide bulunan insanların dinleri,dilleri, yaşam tarzları, renkleri ayrı olabilir. Nihayet herkes bu gemidedir. Gemi birkaç katlı da olabilir. Alt katta akıl dışı birkaç kişi gemiyi delmeye kalkışsa, üsttekiler 'bana ne' diyemez. Çünkü gemi delinir ve su alırsa ne alt kalır ne üst kalır, hepsi batar.

Bir ülkenin İlleri, ilçeleri, kasabaları, köyleri, aileleri gemi misali geminin katları gibidir. Hırsızları, arsızları, ırkçıları, mafyası, uyuşturucu tüccarları, vatan hainleri, vatan-millet din düşmanları, din istismarcıları silahlı ve paralel örgütler huzur bozucuları, insanların emeğini sömürenler, zalimler de ülke gemisinin delicileridir. Bunlara fırsat verilmemeli, bunlar karşısında birlik ve beraberliği muhafaza etmeli. Yoksa gemi batar, gemiyi batırırlar ve bizlerde topyekun içinde boğuluruz.

 İslam coğrafyasını kan gölüne çeviren, kitleleri yerinden yurdundan eden, aile yuvalarını dağıtan bananecilik zihniyeti, içine düşülen anlamsız tefrika ve suni ihtilaflardır. Dünya Müslümanlarının bu zihniyet ve tavırlarından dolayı oluk oluk Müslüman kanı akıyor maalesef. İnsanın değeri beş para etmiyor. İslam coğrafyasında olanlar gözlerimiz önünde cereyan ederken, hepimizin ibret alması gerekmez mi?

Tarihe baktığımız zaman görürüz ki, birlik ve beraberliğini devam ettiren milletler, yücelmiş ve yükselmişlerdir. Tevhit inancına dayalı birlik ve beraberlik ruhuna sahip olamayan, en temel asgari müştereklerde bile bir araya gelemeyen milletler kendi sonlarını hazırlamış ve yok olmuşlardır. Bu sebeple Yüce Rabbimiz: 

“ وَاَط۪يعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُواوَتَذْهَبَ ر۪يحُكُمْ وَاصْبِرُواۜ اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الصَّابِر۪ينَ”

 “Allah ve resulüne itaat edin, birbirinize düşmeyin, sonra zayıflarsınız ve zaferi elden kaçırırsınız. Sabredin, kuşkusuz Allah sabredenleri sever.” buyurur.  (Enfal, 56)

Birliğimizi bozmak isteyenlere karşı bu aziz milletin, tarihte olduğu gibi 15 Temmuzdaki darbe girişimini de canları pahasına engellemesi, dinine ve vatanına sahip çıkması, gazilik ve şehitlik makamlarının bu necip millet için ne denli önemli olduğunun en önemli göstergesidir. 15 Temmuz gecesi yaşananlar bütün dünyaya göstermiştir ki, halkımız, mukaddes değerleri, vatanı, birliği, bağımsızlığı ve milli iradesine sahip çıkmak için nice şehitler ve gaziler vermeye hazırdır”

“Tarih boyunca, din ve vatan uğrunda, bağımsızlık ve özgürlük yolunda nice kahramanlık destanları yazan şanlı ecdadımızın ve aziz şehitlerimizin al kanlarıyla yoğurduğu bu aziz vatanı yaşatmanın en şerefli vazifemiz olduğunun şuur ve bilincindeyiz. Kadim tarihimizin her safhasında olduğu gibi Çanakkale’de, İstiklâl Harbi’nde, terör örgütleriyle mücadelemizde, 15 Temmuz hain darbe girişimine karşı milletimizin cansiperane duruşunda 'zillet içinde yaşamaktansa izzet içinde ölmek yeğdir' şuuru hâkim olmuştur. Bu onurlu mücadelelerin tamamında kazandığımız zaferler aziz Türk milletinin din, vatan, millet, devlet ve bayrak sevdasının neticesidir. Bu emsalsiz destanları yazan isimsiz kahramanların varisleri olarak bizlere emanet edilen bu vatanı ilelebet bağımsız bir ülke olarak yaşatmak, ilahi kelimetullahı olabildiğince yüceltmek ve yükseltmek, şehitlerimizin uğrunda can verdiği mukaddes değerlerimizi korumak için canla başla mücadele etmek gerektiğinin idrakindeyiz, bu idrakte olmalıyız.Ecdadımızın bu değerleri yüceltme uğrunda sergilediği azim, cesaret,kahramanlık ve şahadet ruhu bizlere daima rehber olmalıdır.

“Dinü devlet ve mülk ü millet” uğruna canlarını seve seve feda eden aziz şehitlerimizi ve ebediyete uğurladığımız şanlı gazilerimizi rahmet, saygı ve minnetle yâd ediyor, emanetlerini hangi şart altında olursa olsun muhafaza edeceğimizden emin ve müsterih olmalarını diliyorum. Hayatta olan gazilerimize şifalar ve afiyetler diliyorum, geride kalan acılı yakınlarına da sabru cemil ecrü ceziller diliyorum.

Mustafa Ergünyer

Serdivan İlçe Vaizi

 

 

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları



Disqus Yorumları