SAHABE HATIRALARI 3

Mekke’de zorlu geçen günlerdi. Allah Resûlü peygamberlikle görevlendirildiği ve bunu insanlara tebliğ etmeye başladığından beri bu şehirde yaşamak daha da güçleşmişti. Müşrikler alaycı tavır, hakaret ve saldırılarının şiddetini gün geçtikçe arttırıyor, özellikle de Müslüman olan köle ve cariyelere dayanılmaz işkencelerde bulunuyorlardı. Türlü teklifler sundukları halde Muhammedü'l-Emîn’i peygamberlik davasından vazgeçirememenin acısını çıkarmaya çalışıyorlardı adeta. Bu şartlar altında Müslümanım diyebilmek cesaret istiyordu. Resûlullah’ın en yakınındakiler sevgili eşi Hatice ve kızları, amcasının oğlu Ali, azatlı kölesi Zeyd ve yakın dostu Ebû Bekir’in ardından onlarca Mekkeli İslam’ı kabul etmiş, gizlice toplandıkları Erkâm b. Ebü’l-Erkâm’ın evinde tebliğ faaliyetlerine destek oluyorlardı. Hz. Peygamber bütün engellemelere rağmen her yaştan, her kesimden insanın kendisine iman ettiğini gördükçe umudunu yitirmiyordu. Amcası Hamza da artık Müslüman olmuştu. Bununla birlikte Rabbinden niyazı Kureyş’in ileri gelenlerinden Ömer b. Hattâb ve Ebû Cehil’den birinin hidayeti ile İslam’ı daha da güçlendirmesiydi. (Tirmizî, Menâkıb, 17)

Peygamberliğin altıncı yılı bir gün kılıcını kuşanıp Hz. Peygamber’i öldürmek üzere Erkâm’ın evine giden Ömer b. Hattâb, Allah Resûlü’nün duasından nasibini almış ve o evden İslam’la şereflenerek geri çıkmıştı. Müşriklerin baskılarının tüm şiddetiyle hissedildiği o günlerde Müslümanları bundan daha fazla sevindirecek bir olay olamazdı. Cahiliye inancı ve geleneklerine sıkı sıkıya bağlı sert mizaçlı Ömer, bâtılı terk ettiğini ve artık haktan yana olduğunu müşrikler karşısında açıkça dile getirmekten asla çekinmedi. Doğru bildiğinden şaşmayan Ömer’i bu yoldan geri çevirmeye müşriklerden kim cesaret edebilirdi!

Yıllar sonra Hz. Ömer’in Müslüman oluşunu fetih, hicretini zafer ve yöneticiliğini rahmet olarak nitelendiren Abdullah b. Mes’ûd, o güne dek namaz kılamadıkları Kâbe’de ancak Hz.

Ömer Müslüman olduktan sonra namaz kılabildiklerini ifade etmiştir. (İbn Sa’d, Tabakât, III, 204)

Hz. Ömer, Resûlullah’ın sadık dostu Hz. Ebû Bekir’den sonra en yakın ikinci arkadaşı, önemli kararlar alacağı zaman istişarede bulunduğu, ilmine güvendiği kıymetli şahsiyetlerden biri oldu. Hz. Peygamber’in vefatına kadar gerek canıyla gerek malıyla hiç tereddüt etmeden ona destek oldu. Bedir’de, Uhud’da, Hendek’te, Huneyn’de Allah Resûlü ile birlikte düşmanla korkusuzca çarpıştı. Katıldığı seriyyeler dışında onun yanından hiç ayrılmadı. Resûlullah’ı sevindiren her şey onu da sevindiriyordu. Resûlullah’ın üzülmesine ve ona saygısızlıkta bulunulmasına ise hiç tahammül edemiyordu. Yeri geldiğinde müminlerin annesi olma şerefine nail olan kızı Hafsa’yı bile Hz. Peygamber’i incitmemesi gerektiği hususunda ikaz etmişti. (Buhârî, Mezâlim, 25)

Allah Resûlü ile Hz. Ömer’in son derece içten ve mütevazı bir dostlukları vardı. Bir gün umreye gitmek için kendisinden izin istemeye gelen Hz. Ömer’e Resûlullah “Kardeşim, duana bizi de ortak et ve bizi unutma!” (Tirmizî, Deavât, 109) dedi. O gün Hz. Peygamber’in kendisine “kardeşim” diye hitap etmesi kadar değerli başka hiçbir şey olamazdı Hz. Ömer için. Memnuniyetini “Bu söz, bana, üzerine güneşin doğduğu her şeyden daha sevimlidir.” sözleriyle dile getirdi. (İbn Hanbel, I, 30) Başka bir defasında ise Hz. Ömer elinden tutmakta olan Hz. Peygamber’e “Yâ Resûlallah! Seni canımdan başka her şeyden daha çok  seviyorum.”dedi. Hz. Peygamber, “Canımı elinde bulundurana yemin ederim ki beni canından da çok sevmedikçe olmaz!” buyurdu. Bunun üzerine Hz. Ömer, “Vallahi, şu andan itibaren seni canımdan daha çok seviyorum!” dedi. Hz. Ömer’in cevabı üzerine Resûlullah, “İşte şimdi oldu ey Ömer.” buyurdu. (Buhârî, Eymân, 3)

Bu dünyadaki her güzel şey gibi Allah Resûlü ile Hz. Ömer’in imrenilecek dostlukları hiç beklemediği bir anda Peygamber’in vefatıyla sona erdi. Onun yokluğu karşısında sarsılan Hz. Ömer’i ancak Hz. Ebû Bekir teskin edebildi. (Buhârî, Fedâilü ashâbi’n-nebî, 5) Hz. Ömer zor da olsa onsuz geçen on iki yılda Resûlullah’ın öğretilerine sıkı sıkıya bağlı kalmaya çalıştı. Gerek Hz. Ebû Bekir’in halifeliği zamanında yürüttüğü kadılık görevinde gerek kendi halifeliği esnasındaki icraatlarıyla adaleti titizlikle ayakta tutmak için çaba gösterdi. Tarihe ismi “âdil” sıfatıyla kazınan Hz. Ömer’in ölmeden önce tek arzusu vardı. Resûlullah’ın ve Hz. Ebû Bekir’in yanı başına gömülmek istiyordu. Bunun için kendisinden izin istenen Hz. Âişe, Hz. Ömer’in arzusunu seve seve yerine getirdi ve âdil halife çok sevdiği iki dostunun yanında defnedildi. (Buhârî, Cenâiz, 96)

Diyanet aylık dergi 2013

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları



Disqus Yorumları