Bir din için en önemli kaynak, o dinin kutsal kitabıdır. Bu dinin herhangi bir konuya bakışını anlamak için de ilk yapılacak şey, kutsal kitabını bu açıdan incelemektir. Hıristiyanlık için birinci el kaynak İncil (Yeni Ahit) olduğu için bu çalışmada İncil'i meydana getiren bütün kitaplar baştan sona taranarak buradaki Yahudi imajı ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Hz. İsa ve onun yolunda gidenler, yahudiler tarafından birçok kötü muameleye maruz bırakılmışlardır. Kendilerine gönderilen peygamberleri öldürmeleri, Hz. İsa'yı ele vermeleri ve (Hıristiyanlara göre) Haç'a gerilmesini sağlamaları, inatları, anlayışsızlıkları, nifak ve fesat çıkarmaları, yalancılıkları ve benzeri vasıflarıyla, Yahudiler İncil tarafından çok ağır eleştirilere tabi tutulmuşlardır.

Yahudi-Hıristiyan ilişkilerinin tarihi Hz. İsa'nın ortaya çıkışıyla başlamış ve günümüze kadar gelmiştir. Bu arada geçen 2000 yıllık süreçte Yahudi-Hıristiyan ilişkilerinin şekillenmesinde veaynı zamanda antisemitizmin doğmasında şüphesiz teolojik ihtilaflar kadar,sosyal, siyasal ve ekonomik sebepler de birlikte düşünülmelidir. Batı Hıristiyan geleneğindeki yahudi düşmanlığının sebepleri incelendiğinde dört başlık ortaya çıkmaktadır.

l. Dini sebep: Hz. İsa'nın ortaya çıkışıyla başlayıp, (Hıristiyanlara göre) çarmıhta can verişine kadar yahudilerden çektiği sıkıntılar İncil tarafından çok detaylı bir şekilde anlatılmaktadır. Bu metinlerden de etkilenerek, yahudilerin ya Hıristiyan olmaları ya da deccal tarafından yok edilmelerini öngören Hıristiyan Mesihî inanç ortaya çıkmıştır.

2. Ekonomik sebepler

3. Sınıf çatışması

4. Psikolojik sebepleri .

Son üç sebep her ne kadar önemli olsa da biz burada antisemitizmden ziyade Yahudi-Hıristiyan ilişkilerinin şekillenmesinde etkili olduğunda şüphe bulunmayan "İncil'deki Yahudi imajı”nı incelemeye çalışacağız. Burada İncil'den kastımız YeniAhit'i oluşturan tüm kitaplardır. Zira günümüzde Hıristiyan Kutsal Kitap külliyatını oluşturan 27 kitabı (mektuplar dahil) ihtiva eden nüshaya hıristiyanlar Yeni Ahit dedikleri gibi İncil ismini de vermektedirler. Nitekim Türkçe baskılarda da İncil ismini kullanmaktadırlar. Bu kitaplarda geçen Yahudi karşıtı polemiklerin önemli bir kısmının ilk yüzyıllardaki Yahudi karşıtlığının artmasından kaynaklandığı ve buna paralel olarak İncil metinleri arasına sokulmuş olabileceği ihtimalinden söz edilebilir. Gerçekten de İncil 'deki rivayetlerin tarihsel gerçekliği ile ilgili çok erken dönemlerden itibaren muhtelif tartışmalar ortaya çıkmıştır. İncil rivayetleri arasındaki farklılıklar, aynı olaya ilişkin farklı anlatımlar ve yer yer mevcut olan çelişkiler erken dönemlerden itibaren hem Hıristiyanlık karşıtı paganist/putperest yazarların ve hem de bunlara cevap vermeye çalışan hıristiyan apolojistlerin dikkatini çekmiş, bu durum ayrıca İncil Ve İsa üzerine çalışan çağdaş araştımacıların da gözünden kaçmamıştır 

Ancak bizim buradaki amacımız bunu tartışmak değil, yani İncil metinlerinin Hz. İsa ve yahudilerle ilgili rivayetlerinin doğruluğu ya da yanlışlığı üzerinde durmak değil, mevcut haliyle nasıl bir "yahudi imajı” ihtiva ettiğini tespit etmektir. Zira bugün hıristiyan kiliselerinin genel kabulüne göre İncil bütünüyle Tanrı Sözü'dür.

İncil'de Hz. İsa'nın ayrı bir din kurmak için değil, Hz. Musa'nın öğretilerini yeniden tesis etmek amacıyla gönderildiği ifade edilmektedir. Zira onun "sanmayın ki, ben Şeriat'ı yahut peygamberleri yıkmaya geldim; ben yıkmaya değil, bilakis tamamlamaya geldim” sözünden bu anlaşılmaktadır. Yahudilerin büyük çoğunluğu ise onun gelişini anlayışla karşılamamış, birçok baskı ve sıkıntılara maruz kalmış, bu sebeple de görevini ancak üç yıl kadar sürdürebilmiştir.Onu yakalayıp cezalandırması için Roma'nın Kudüs valisi Pontus Platus'u sürekli tahrik etmişlerdir. Nitekim İncil'de anlatıldığına göre o yakalatılmış, çarmıhta can vermiş, gömüldükten üç gün sonra dirilmiş, havarileriyle birlikte kırk gün geçirmiş ve göğeyükselmiştir. Onun ardından yolunu devam ettirecek olan ilk hıristiyanlann daYahudi şeriatına bağlılıklarında herhangi bir olumsuzluk söz konusu olmamasınarağmen, Hz. İsa'nın etrafında yer almaları sebebiyle yahudilerle münasebetleribozulmuştur. Yahudiler onları "ihanetçiler” diye vasıflandırmışlardır.Daha sonra Hz. İsa'nın halefi olan kardeşi Yakup onun davasını yürütmeyeçalışmış, neticede o da öldürülmüştür. Havariler ve ilk hıristiyanlar bu uğurdabüyük çilelere katlanmış ve büyük çoğunluğu canından olmuştur.

Hz. İsa'nın yahudilerin çoğunluğu tarafından reddedilmesi ve yine yahudilerin onun çarmıha gerilmesine sebebiyet vermeleri dolayısıyla İncil'e yansıyan olumsuz hava yüzyıllar boyunca nesillerine de teşmil edilmiş, katı bir yahudi düşmanlığına dönüşmüştür. Yahudi olmayan hıristiyanların kilisede hakimiyet kazanmaları bu olumsuz bakışı daha da kuvvetlendirmiştir. Tüm yahudiler "günahkar” ve "tanrı katili" sayılmışlardır.

Yahudilerin hıristiyanlara karşı tutum ve davranışları İncil'de detaylı bir şekilde ele alınmakta ve bir "yahudi imajı”oluşmaktadır. Bu sebeple çalışmamızda İncil'i baştan sona tarayarak bu imajın nasıl oluştuğunu ortaya koymaya çalışacağız.

A. YahudilerinVasıfları

Yahudilerin sahipolduğu ahlâkî yapı ve karakteristik özellikler İncil tarafından ele alınmaktave onlar hakkında her çevrede öteden beri oluşmuş olan kanaatlere İncil'inverdiği bilgiler de uygun düşmektedir. Şimdi bu özellikleri İncil'den örneklervererek incelemeye çalışalım:

1. Yahudilerin Fesat ve Nifak Çıkarmaları

Yahudilerin fesat çıkarıcı bir karaktere sahip olduğu ve nifak tohumlarını ekmekten geri kalmadıkları Kur'an 'da ve Hz, Peygamberin hadislerinde çokca temas edilen bir konu olduğu için, belki bunun sadece müslümanlar nezdinde böyle olduğunu zannedenler olabilir. İncil'in de bu toplumu benzer özelliklerle tanıtması gerçekten çok mânidardır. Özellikle dünya menfaati için Romalı müşriklere yaranma yolunda yarış içerisinde olan yahudidin adamlarının, çeşitli plan ve tuzaklarla, Hz. İsa'ya ve onun yolundan gidenlere karşı çıkışları, Röma'lı idarecileri ona karşı kışkırtmaları, etrafına casuslar yerleştirip komplolar hazırlamaları İncil'de ayrıntılı bir tarzda anlatılmaktadır. İncil'de ayrıntılı bir şekilde anlatılan bu konulara Kur'an'dada, "İsa, onlardaki nankörlüğü ve inkarı sezince: Allah yolunda bana yardımcı olacak kimlerdir? dedi. Havariler: Biz Allah yolunun yardımcılarıyız... cevabını verdiler” âyetiyle işaret edilmektedir.

Yahudiler Hz İsa'yı zor durumda bırakmak için bir çok fesat çıkardılar. Bir seferinde ona şöyle bir komplo hazırladılar:Mensuplarından birini Hirodes yanlılarıyla birlikte onun yanına yollayıp şöyle dediler: "Aziz üstad, biliriz ki sen doğrusun ve Allah yolunu doğrulukla öğretir, kimseyi de kayırmazsın, çünkü insanların şahsına bakmazsın. Şimdi bize söyle, sana göre Sezar'a vergi vermemiz caiz mi değil mi?” Hz. İsa onların kötü niyetlerini anlamış olduğundan şöyle cevap verdi: "Ey ikiyüzlüler, beni neden sınıyorsunuz? Bana vergi ödemekte kullandığınız parayı gösterin”. İsa'ya bir dinar getirdiler. O da onlara: "bu resim ve yazı kimindir?” diye sordu. Onlar, "Sezar'ın”dediler. O zaman İsa, "öyle ise Sezar'ın hakkını Sezar'a, Tanrı'nın hakkını da Tanrı'ya verin” dedi

Burada Ferisîler ile Roma taraftarları Hz. İsa'nın bu yeni hareketini durdurmak için, onu Roma'nın Kudüs valiliği ile karşı karşıya getirmek ve hareketin neticeye gitmesinden önce onu ezdirmek istemiş olabilirler. "Vergi verilir” deseydi kendi talimatına yani Roma İmparatorluğuna vergi vermenin onur kırıcı bir durum olduğu konusundaki sözüne zıt hareket etmiş olacak ve onlar tarafından şirk otoritesini tanıdı diye dînî bakımdan yahudiler nezdinde zor duruma düşecekti. "Verilmez” deseydi, Roma'nın devlet gücünü karşısında bulacaktı. Hz. İsa onların oyununa gelmedi, aynı anda iki manâya gelen bir sözle tuzaklarından kurtuldu. 

Bir gün kâtipler ve Ferisîler zina halinde yakalanmış bir kadını Hz. İsa'nın yanına getirdiler ve ona: "Üstad bu kadın zina işlemekte iken yakalandı. Bu gibilerin taşlanmasını, Musa, şeriatta bize emretmiştir. Sen ne dersin?” dediler. Esasında onlar İsa'yı suçlu çıkarmak için fırsat kolluyorlardı. Bu da ona kurdukları tuzaklardan biriydi. Fakat İsa,eğilip parmağı ile yere yazı yazıyordu. Soruya devam etmeleri üzerine doğruldu ve ona: "Aranızda günahsız olan kimse ona ilk taşı atsın!” dedi. Ve yere eğilip yazı yazmaya devam etti. Bunu işitince, ihtiyarlardan başlayıp sonuncusuna kadar birer birer çıktılar. İsa'yı yalnız bıraktılar. Kadın da hâlâ ortada idi. İsa doğrulup ona, "Kadın, onlar nerede? Kimse sana hükmü tatbik etmedi mi?" dedi. Kadın, "hiç kimse, efendim” dedi. İsa, "ben de sana hükmetmem, git, artık bundan sonra günah işleme!” dedi.

Görüldüğü gibi yahudiler sürekli Hz.İsa'nın açığını bulmaya çalışmış, bulamayınca da onun aleyhinde birçok yalan ve iftira uydurmuşlardır. İsa'yı yakalayıp Pilatus'un önüne götürmüşler ve"biz bu adamın milletimizi saptırdığım gördük. Sezar'a vergi verilmesine engel oluyor ve kendisinin de Mesih yani bir Kral olduğunu söylüyor” diye itham etmeye başlamışlardır. Pilatus İsa'ya "sen yahudilerin kralı mısın?” diye sormuş, İsa da söylediğin gibidir” diye cevap vermiştir. Bunun üzerine Platus "ben bu adamda suç bulmuyorum” demiş,fakat onlar, "Galile'den başlayıp bütün Yahudiye'de halkı kışkırtıyor”diye ısrar etmişlerdir. Sonra Pilatus, Hz. İsa'nın Galileli olduğunu düşünerek orayı yöneten Hirodes'e göndermiş, o da suç bulamayarak iade etmiştir. Platus,yine suçsuzluğunu ileri sürüp serbest bırakmak istemiş, fakat onlar, "haça ger, haça ger” diye bağımışlardır. Pilatus yine masumluğunu ileri sürüp serbest bırakmak istemiş, fakat yahudiler bir isyan havası içinde yüksek sesle yine haça gerilmesinde ısrar etmişlerdir. İki taraf arasında bu durum birkaç kez tekrarlanmış ancak onların ısrarları neticesinde istekleri yetine gelsin diye Platus hükmünü vermiş ve Hz.İsa'yı onların isteğine bırakmıştır.

 İman etmemekte direnen yahudiler insanları sürekli olarak Hz. İsa'nın yolunda gidenlere karşı kışkırtmışlardır. Antakya'dan ve Konya'dan bazı yahudiler gelip halkı kandırarak Pavlus'u taşlamışlar ve onu ölmüş sanıp şehirden dışarı atmışlardır [1].Kıskançlık içerisinde çarşı halkından bazı kötü adamları kendilerine çekip birkalabalık toplamışlar ve şehirde adeta terör havası estirmişlerdir. Pavlus tarafından Veriya'da İncil'in tanıtılmaya çalışılması Selanikli yahudiler tarafından duyulunca, oraya da gelmişler ve halkı büyük bir kargaşa içerisine sürüklemişlerdir.

İnsanlar arasında ırkçılık yapıp kan dökmek, haksız davranışlarda bulunmak gibi vasıflarıyla öne çıkmış toplumlardan bahsedilirken ilk önce yahudilerin akla gelmesi de tesadüf değildir. Nitekim İncil'de Eski Ahit metinlerine de atıfta bulunularak bu toplumun günah içerisinde yüzerek, fesatve kötülüklerini artırdıkları, içlerinde hiçbir salih insanın kalmadığı, tamamen anlayışsız bir yapıya sahip oldukları, Tanrı'yı arayan kimsenin bulunmadığı,hepsinin sapıttığı, hep birlikte yaramaz bir duruma geldikleri, iyilik etme özelliklerinden tamamen uzak olduklar, boğazlarının sanki açık kabir olduğu, dilleri ile aldattıkları 16, kara yılanın zehirinin dudaklarının altında olduğu, ağızlarının lanet ve acılıkla dolu olduğu 18, ayaklarının kan dökmekte hızlı davrandığı, selamet yolunu bilmedikleri 19, gözlerinde Allah korkusu bulunmadığı vurgulanmaktadır

Yahudiler iman etmek isteyenlere sürekli engel olmuşlar,onları tercihlerinde serbest bırakmamışlardır. İncil'de ifade edildiğine göre Kutsal ruh'un buyruğuyla yola çıkan Bamaba ile Pavlus, Yuhanna'yı da yardımcıolarak yanlarına alarak birlikte Selefkiye'ye gitmiş, oradan da gemiyle Kıbrıs'a geçmişlerdir. Salamis'e varınca yahudilerin havralarında Tann Sözü 'nü duyurmaya başlamışlardır. Adayı baştan başa geçerek Baf'a varmışlar, orada büyücü ve sahte peygamber olan Beryeşu adında bir yahudi ile karşılaşmışlardır. Beryeşu, vali Sergiyus'a yakın biriydi. Vali, Barnaba'yla Saul'u yani Pavlus'u çağırıp Tanrı'nın sözünü dinlemek istemiş, ne var ki Baryeşu onlara karşı koyarak valiyi iman etmekten caydırmaya çalışmıştır. Fakat Pavlus, Kutsal Ruh ile dolu olarak ona gözlerini dikip, 'Ey İblis'in oğlu! Yüreğin her türlü hile ve sahtekarlıkla dolu; doğru olan her şeyin düşmanısın. Rabb'in düz yollarını çarpıtmaktan vazgeçmeyecek misin? İşte şimdi Rabb'in eli sana karşı kalkmıştır. Kör olacaksın, bir süre gün ışığını göremeyeceksin" demiştir. O anda adamın üzerine bir sis, bir karanlık çökmüş, dört dönerek elinden tutup kendisine yol gösterecek birilerini aramaya başlamıştır. Onları gören vali, Hz. İsa ile ilgili öğretiyi hayranlıkla karşılamış ve iman etmiştir. Netice itibariyle yahudi Baryeşu, insanlan iman etmekten vazgeçirmek için büyük gayret göstermiş ve birçok hileye başvurmuştur. 

Yahudi Din Adamlarının Dünyaya Düşkünlükleri

İncil'de yahudi alimlerinin din tüccarlığı da çeşitli vesilelerle söz konusu edilmekte ve başkalarına anlattıkları kuralları kendilerinin yaşamadıkları belirtilmektedir. Aşağıdaki İncil ifadeleri bu hususu çarpıcı bir şekilde ortaya koymakta ve hiçbir yoruma gerek bırakmamaktadır: "İsa halka ve öğrencilerine şöyle seslendi: Din adamları ve Ferisiler Musa'nın kürsüsünde otururlar. Bu nedenle size söylediklerinin tümünü yapın ve yerine getirin, ama onların yaptıklarını yapmayın. Çünkü söyledikleri şeyleri kendileri yapmazlar. Ağır ve taşınması güç yükleri bağlayıp başkalarının omuzlarına koyarlar da, kendileri bu yükleri taşımak için parmaklarını bile kıpırdatmak istemezler. Yaptıklarının tümünü gösteriş için yaparlar. Örneğin muskalarınız büyük, elbiselerinin püsküllerini uzun yaparlar. Şölenlerde başköşeye, havralarda en seçkin yerlere kurulmaya bayılırlar. Meydanlarda selamlanmaktan ve insanların kendilerini"Rabbî” diye çağırmalarından zevk duyarlar”

Bazı bölümlerde ise yahudilere karşı yapılan eleştiriler daha da sertleşir, kınama özelliği taşıyan bir üslup kullanılır: "Vay halinize ey din adamları ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Göklerin egemenliğinin kapısını insanların yüzüne kapıyorsunuz; ne kendiniz içeri giriyorsunuz, ne de girmek isteyenleri bırakıyorsunuz” "Vay halinize ey din adamları ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Tek bir kişiyi dininize döndürmek için denizleri ve kıtaları dolaşırsınız. Dininize döneni de kendinizden iki kat daha cehennemlik yaparsınız”27. "Vay halinize ey din adamları ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Siz nanenin, anasonun ve kimyonun ondalığını (İslam'daki zekata benzer bir uygulama) verirsiniz de, Şeriat'ın daha önemli yönleri olan adalet, merhamet ve sadakati ihmal edersiniz. Ondalık vermeyi ihmal etmeden esas bunları yerine getirmeniz gerekirdi. Ey kör kılavuzlar! Küçük sineği süzer ayırır, ama deveyi yutarsınız”"Vay halinize ey din adamları ve Ferisîler, ikiyüzlüler! Bardağın ve çanağın dışını temizlersiniz, ama bunların içi açgözlülük ve taşkınlıkla doludur. Ey kör Ferisî! Sen önce bardağın ve çanağın içini temizle ki, dıştan da temiz olsunlar". "Vay halinize ey din adamları ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Siz dıştan güzel görünen, ancak içi ölü kemikleri ve her türlü pislikle dolu badanalı mezarlara benzersiniz. Dıştan insanlara doğru kişilermiş gibi görünürsünüz, ama içte ikiyüzlülük ve kötülükle dolusunuz"30. Görüldüğü gibi Yahudi din adamları sahip oldukları bu vasıflarından dolayı yukarıdaki İncil metinlerinde kınanmaktadır. Onlara sık sık "ikiyüzlüler" diye hitab edilmesinin sebebi, Şeriat'ın esaslarını görmezden gelip önemsiz bazı konulara ağırlık vermeleridir.

3. Yahudilerin Anlayışsızlıkları ve Yalancılıkları

Gerek Hz. İsa'nın, gerekse talebelerinin yeni din anlayışını ve bununla ilgili görevleri yahudilere bütün güçleriyle anlatmaları ve kendilerinin Tanrı'nın dininin tebliğcileri olduklarını ısrarla vurgulamalarına rağmen, yahudilerin onlara inanmamaları ve konuşmalarından hiç etkilenmemeleri,bu kavmin bir anlayışsızlığı olarak takdim edilmektedir.. Nitekim Pâvlus'un bu konudaki çabaları İncil metinlerinde şu şekilde dile getirilmektedir:

"(Yahudiler Pavlus'a şöyle dediler): Fakat düşündüğün şeyleri senden dinlemek iste Tiz, ...Ve o bir gün tayin edip, oturduğu evde yanma çok kimseler geldi. Tanrı 'nın melekutuna şehadet ederek Musa'nın şeriatinden ve peygamberlerden İsa için onları ilzam eyliyerek sabahtan akşama kadar kendilerine anlattı. Söylenen şeylere bazıları inandılar. Ancak birbirleriyle anlaşamayınca Pavlus şu sözleri söyledikten sonra gittiler: Ruhulkudüs İşaya peygamber vasıtası ile atalarınıza şöyle söylemiştir: Bu kavme git ve söyle: İşittikce işiteceksiniz, ancak hiç anlamayacaksınız. Ve gördükçe göreceksiniz, fakat hiç seçmiyeceksiniz. Çünkü bu kavmin yüreği kalınlaştı. Ve kulakları ile ağır işittiler. Gözlerini de kapadılar. Olmaya ki gözleri ile seçsinler ve kulakları ile işitsinler, yürekleri ile de anlasınlar. Ve tekrar dönsünler de, Ben onlara şifa vereyim"


Yahudilerin yalancılığı konusunda ise şu ifadeler kullanılmaktadır: "İsa yahudilere dedi: İbrahim çocukları olsaydınız, İbrahim'in işlerini yapardınız. Fakat beni, Allah 'tan işittiğim hakikati size söylemiş olan adamı şimdi öldürmeğe çalışıyorsunuz; İbrahim bunu yapmadı. Siz babanızın işlerini yapıyorsunuz. Ona, "biz zinadan doğmadık, bizim bir babamız var, o da Allahtır” dediler. İsa da onlara, "eğer Allah sizin babanız olsaydı beni severdiniz, çünkü ben Allah 'tan çıkıp geldim. Kendiliğimden gelmedim, beni O gönderdi. Neden sözümü anlamıyorsunuz? Benim sözümü dinlemeye dayanamıyorsunuz da ondan. Siz babanız İblis'tensiniz ve babanızın heveslerini yerine getirmek istiyorsunuz... O yalancıdır ve yalanın babasıdır. Fakat ben hakikati söylediğim için bana iman etmiyorsunuz."

 atalarınıza şöyle söylemiştir: Bu kavme git ve söyle: İşittikce işiteceksiniz, ancak hiç anlamayacaksınız. Ve gördükçe göreceksiniz, fakat hiç seçmiyeceksiniz. Çünkü bu kavmin yüreği kalınlaştı. Ve kulakları ile ağır işittiler. Gözlerini de kapadılar. Olmaya ki gözleri ile seçsinler ve kulakları ile işitsinler, yürekleri ile de anlasınlar.Ve tekrar dönsünler de, Ben onlara şifa vereyim... Eğer ben kendimi ta'ziz edersem, benim izzetim hiçtir; beni ta'ziz eden babamdır. Siz, o Allah'ımızdır dersiniz ve onu bilmezsiniz. Fakat ben onu bilirim. Ve eğer onu bilmem dersem sizin gibi yalancı olurum” dedi.

Görüldüğü gibi İncil'de Yahudilerin en önemli vasıflarından birisinin de yalancılık olduğu Hz. İsa'nın bizzat kendisine atfedilen ifadelerle bu şekilde verilmektedir.

4. Yahudilerin Riyakarlıkları ve Kendi Şeriatlarına Uymamaları

İncil 'de yahudilerin riyakarlıkları da söz konusu edilmekte, Barnaba'nın bile onların riyasına kapıldığı dile getirilmektedir. Pavlus Romalılara yazdığı mektubunda yahudilerin bu noktalarda adeta ihanet içerisinde olduklarını belirtmektedir. Kendilerine yahudi demeleri, şeriata sahip olduklarını söylemelerine ve Tanrı ile övünmelerine rağmen Şeriat'a uymadıkları, başkalarına öğrettiklerini kendilerinin yerine getirmedikleri, çalmamağı öğütlemelerine rağmen çaldıkları, zina etmemeyi tavsiye etmelerine rağmen kendilerinin buna uymadıkları, putlardan nefret ettiklerini söylemelerine rağmen mabetleri yağma etmeleri, Şeriat'la övünürken, Şeriatsa karşı gelerek Tanrı'yı aşağıladıkları ifade edilmektedir. Pavlus,onlarla ilgili suçlamalarını "nitekim şöyle yazılmıştır” diyerek sürdürmektedir: "Sizin yüzünüzden milletler arasında Tanrı'nın ismine küfrediliyor”. Şeriat'ı yerine getirirsen, sünnetin elbette yararı vardır. Ama Şeriat'a karşı gelirsen, sünnetli olmanın hiçbir anlamı kalmaz. Bu nedenle sünnetsiz olanlar Şeriat'ın buyruklarına uyarsa, onlar da sünnetli sayılmayacaklar mı? Sen Şeriat'a ve sünnete sahip olduğun halde Şeriat'ı çiğniyorsan, bedence sünnetli olmayan, ama Şeriat'a uyan kişi seni yargılamayacak mı? Çünkü ne dıştan Yahudi olan gerçek Yahudi'dir, ne de görünüşte bedensel olan sünnet gerçek sünnettir. Yalnız içten Yahudi olan Yahudidir.

Bu cümlelerde yahudilerin başkalarına.tavsiye ettikleri şeyleri kendilerinin yapmadıkları yani kendi şeriatlarına uymadıkları açık bir şekilde dile getirilmektedir.

5. Yahudilerin Üstün Irk ve Seçilmiş Millet Oldukları İddiaları

Pavlus, yahudilerin, diğer milletlerden daha üstün olduklarına dair iddialarına karşı çıkıyor ve işlemiş oldukları kötülükleri belirttikten sonra,kendisinin de Yahudi ırkından geldiğini hatırlatarak, böyle bir üstünlük iddiasının doğru olmadığını, Tanrı 'nın, insanları İsa Mesih'e olan imanlarıyla akladığını ve bunu, hiç ayırım yapmadan iman eden herkes için takdir ettiğini belirtmektedir. Çünkü Pavlus'a göre herkes günah işlemiş ve Tanrı'nın yüceliğinden yoksun kalmıştır. İnsanlar, İsa Mesih'te olan kurtuluşla (ya da fidyeyle), Tanrı'nın lütfuyla karşılıksız olarak aklanırlar. Bunun için hiç kimsenin bir başka topluma karşı övünmesini haklı gösterecek bir ayrıcalığı yoktur. Pavlus ayrıca insanın, Şeriat'ın gereklerini yapmakla değil,imanla aklandığı kanaatindedir. O "Yoksa Tann yalnız yahudilerin Tanrısı mıdır? Diğer milletlerin de Tanrısı değil midir? Elbette diğer milletlerin de Tanrısıdır. Çünkü sünnetlileri imanları sayesinde, sünnetsizleri de aynı imanla aklayacak olan Tanrı tektir” diyerek yahudilerin üstün ırk anlayışlarının Tanrı'yı bile sadece kendilerinin tanrısıymış gibi göstermelerine sebep olduğunu vurgulamaktadır.

Pavlus, yahudilerin seçilmiş millet olduklarına dair iddialarını, bazı karşı sorular sorarak irdelemeye devam etmektedir: "Öyleyse ne diyelim? Tanrı'da adaletsizlik mi var? Kesinlikle hayır. Çünkü Musa'ya şöyle diyor: 'Merhamet ettiğime merhamet edeceğim  ve acıdığıma acıyacağım'. Demek ki seçilmek,insanın isteğine ya da çabasına değil, Tanrı 'nın merhametine bağlıdır. Tanrı,Kutsal Kitap'ta Firavn'a şöyle diyor: 'Bak, kudretimi sende göstermek ve adımı bütün yeryüzünde duyurmak için seni yükselttim'.Demek ki Tanrı, istediğine merhamet eder, istediğinin yüreğini nasırlaştırır... Yüceltmek üzere önceden hazırlayıp merhamet ettiği insanlara yüceliğinin zenginliklerini bildirmek için bunu yaptıysa, ne diyelim? Yalnız yahudilerden değil, diğer milletler arasından da çağırmış olduğu bu insanlar biziz... İşaya, İsrail ile ilgili olarak şöyle diyor: 'İsrailoğullarının sayısı denizin kumu kadar çok olsa da, ancak pek azı kurtulacak. Çünkü Rab yeryüzündeki yargılama işini tez yapıp bitirecektir ”'

Pavlus'a göre, Tanrı 'nın lütfuyla seçilmiş olan topluluktan maksat yahudi ırkı değildir. Aksi halde lütufla seçilmiş olmanın bir anlamı kalmaz. Sonuçta umduklarına nail olan da İsrail değil, seçilmiş kişiler olmuştur. Geriye kalanların ise yürekleri nasırlaştırılmıştır. Yani Tanrı onlara bir uyuşukluk ruhu vermiş, gözleri görmemekte, kulakları da işitmemektedir.

B. Yahudilerin İftira, Zulüm ve ÖldürmeTutkuları

İncil'de yahudilerin aşın bir iftira, zulüm, nifak veöldürme tutkularının bulunduğu belirtilmektedir. Gerek kendilerine gönderilenpeygamberlere ve gerekse Hz. İsa ile birlikte tüm havarilere ve ilkhıristiyanlara yapmış oldukları zulüm ve işkenceleri dile getiilmektedir.Bunları çeşitli başlıklar altında şu şekilde incelemek mümkündür.

1. Peygamberleri Öldürmeleri

Yahudilerin "peygamberleri öldüren toplum” olarak tanınması, İncil'de de dile getiİlmektedir. İncil'de de diyoruz, zira hem Kur'an-ı Kerim ve hem de kendi kitapları Eski Ahid onların peygamberleri öldürdüklerini belirtmektedir.

İncil'e göre yahudiler Hz. İsa'yı öldürdükleri gibi ondan önce yaşamış olan birçok peygamberi de öldürmüşlerdir. Onlar Hz. İsa'nın yolundan gidenleri milletlerin kurtuluşu için konuşmaktan menetmişler ve yerlerinden yurtlarından kovmuşlardır. Tanrı'nın  rızasından uzak yaşayıp,kendileri gibi düşünmeyen insanlara hep muhalif olmuşlardır. Bu yüzden Tanrı'nın gazabına uğramışlardır".

Konunun daha açık bir şekilde görülebilmesi için Matta'da geçen şu ifadelere bakmakta fayda vardır: "Vay halinize ey din adamları ve Ferisîler, ikiyüzlüler! Peygamberlerin mezarlarını yaparsınız, doğru kişilerin türbesini donatırsınız. 'Atalarımızın yaşadığı günlerde yaşasaydık,onlarla birlikte peygamberlerin kanına girmezdik' diyorsunuz. Böylece peygamberleri öldürenlerin torunları olduğunuza siz kendiniz tanıklık ediyorsunuz. Haydi, atalarınızın başlattığı işi bitirin! Sizi yılanlar, sizi engerekler soyu! Cehennem cezasından nasıl kaçacaksınız? İşte bunun için size peygamberler, bilge kişiler ve din bilginleri gönderiyorum. Bunlardan kimini öldürecek, çarmıha gereceksiniz. Kimini havralarınızda kamçılayacak, kentten kente kovalayacaksınız. Böylelikle doğru kişi olan Habil'in kanından, tapınakla sunak arasında öldürdüğünüz Berekya'nın oğlu Zekeriyya'nın kanma kadar,yeryüzünde akıtılan her doğru kişinin kanından sorumlu tutulacaksınız. Size doğrusunu söyleyeyim, bunların hepsinden bu soy sorumlu tutulacaktır”

Yine Matta'da "Ey Kudüs! Peygamberleri öldüren,kendisine gönderilenleri taşlayan Kudüs! ” denilerek, Kudüs'te yaşayan yahudilerin, peygamberleri öldürdükleri hususu çok net bir şekilde dile getirilmektedir.

Yahudilerin yapmış olduğu zulüm ve işkenceler, peygamberleri dahi öldürecek kadar ileriye gitmiş, Pavlus da, "Rab İsa'yı vepeygamberleri öldüren, bize de zulmeden yahudilerdir”" diyerek, bu hususu te'yid etmiştir.

2. Hz. İsa'yı Deli ve Cinlenmiş Olmakla İtham Etmeleri

Hz. İsa yahudileri ikna etmek ve tebliğ etmiş olduğu mesaja inanmalarını sağlamak içingayret göstermekte, ancak yahudiler onu dinlemeyerek sadece bir deli ve cinli olabileceğini ifade etmektedirler. Hz. İsa'nın ise, kendisinde cin olmadığını,onların kendisini tahkir ettiklerini söylemesine rağmen yahudiler, "şimdi bildik ki, sende bir cin vardır. Sen'eğer bir kimse benim sözümü tutarsa, ebediyen ölümü tatmayacaktır' diyorsun.Yoksa sen babamız İbrahim'den büyük müsün? O öldü, peygamberler de öldüler, sen kendini kim sanıyorsun?”47 diyerek hem ona hakaret etmekte ve hem de kendisinde cin bulunduğunda ısrar etmektediler.

Yine yahudilerden birçoğu "onu cin çarpmış, o delidir;niçin onu dinliyorsunuz?” diyerek etrafındakilerin dağılmasını ve kimsenin onu dinlememesini sağlamaya çalışmaktadır. Görülüyor ki, Hz. İsa ne söylese onları inandıramamakta ve her sözünden kendilerine göre bir anlam çıkarmaktadırlar.

3. Hz İsa'nın Mucizelerine İnanmamaktaDirenmeleri

Hz. İsa yahudilerin gözleri önünde bir takım mucizeler gösteriyor ve göstermiş olduğu bu mucizeler sayesinde kendine inanmalarını bekliyordu. Ancak onların çoğu, ölüleri bile dirilten bu ruhla hayat bulmuyorlar ve dünyaya âdetâ saldırıyorlardı. Hz, Musa'nın getirmiş olduğu dinin temellerinden olan öteki dünya anlayışını bile inkar ediyorlardı.Ellerindeki Tevrat'ta âhirete iman görünmez olmuştu. Ölümden sonra yer altında ölüler diyarında (sheol), gölgeler (rephaim) halinde, hayatiyet belirtilerinden yoksun bir şekilde kalacaklarına inanıyorlardı. 

Milad'dan önceki ikinci asırdan itibaren Filistin 'de Daniel Kitabı ile âhiret gününe ve ölülerin diriltileceğine dair inanç yeniden başladı. Fakat dört büyük yahudi grubundan Sadukiyye mezhebi, âhireti inkarda ısrar ediyordu. 

Din adamlarındaki mal hırsı, diğer yahudilerdekinden daha fazla idi. Üstelik malı dünyevî çalışma kapısından değil, halkın dînî duygularını istismar ederek, mesela fakirlerin sundukları adaklar, kurbanlar vasıtasıyla temin ediyorlardı. Rüşvet ve faiz gibi haksız yollarla halkın malını yiyorlardı. Ferisîler grubu ise, yalnız müttekîlerin kıyamette diriltilip, Mesih'in hakimiyetine katılacaklarına ve ebedî olarak mutlu bir dünya hayatı süreceklerine inanıyorlardı. Yani öldükten sonra dirilmeye inanmaları da yine bir dünya hakimiyetine ulaşmak gibi bir ikinci hayat inancı şeklindeydi. Aşağıdaki İncil metinleri yahudilerin bu konudaki tutumlarını açıkça ortaya koymaktadır:

"Onlardan bazıları dediler: Körün gözlerini açan bu zat bir şey yapamaz mıydı ki, bu  adam da ölmesin. O vakit İsa yine içinden inleyerek kabre geldi. O bir mağara idi ve önünde bir taş vardı. İsa,. 'taşı kaldırın' dedi. Ölenin kız kardeşi Marta ona, 'ya Rab, artık kokmuştur. Çünkü dört günlüktür' dedi. İsa, 'sana, eğer iman edersen Allah'ın izzetini göreceksin demedim mi?' dedi. Bundan sonra taşı kaldırdılar. İsa da gözlerini yukarıya kaldırıp, 'ey Baba! Beni işittiğin için sana şükrederim. Beni daima işittiğini bilirdim, fakat çevrede duran halk için söyledim. Tâki beni Sen'in gönderdiğine iman etsinler' dedi. Bunları söyledikten sonra yüksek sesle: Lazar dışarıya gel! diye bağırdı. Ölü de elleri ve ayaklan sargılarla bağlanmış ve yüzü mendille sarılmış olarak çıktı. İsa onlara: onu çözün ve bırakıp gitsin,dedi... Bunun üzerine başkahinler ve Ferisiler bir meclis toplayıp şöyle dediler: Ne yapıyoruz? Çünkü bu adam bir çok alametler yapıyor. Onu bu şekilde bırakırsak ona herkes iman edecek. Romalılar da gelip hem yerimizi, hem de milletimizi kaldıracaklar.. "

Yahudiler İsa'nın, ölüleri dirilttiğine inanmadıkları gibi, körü iyileştirdiğini de kabul etmediler. Zira kör iken Hz.İsa'nın gözlerini açtığı bir adamı Ferisîlerin yanına götürdüler. İsa'nın çamur yapıp adamın gözlerini açtığı şabat (Cumartesi) günüydü. Bu nedenle Ferisiler de adama gözlerinin nasıl açıldığını sordular. O da 'İsa gözlerime çamur sürdü, yıkandım ve şimdi görüyorum' dedi. Bunun üzerine Ferisîlerin bazıları, 'bu adam Tanrı'dan değildir, çünkü şabat günüyle ilgili buyruğa uymuyor' dediler. Ama başkaları 'günahkar bir adam nasıl böyle mucizeler gösterebilir' dediler.Böylece aralarında ayrılık doğdu. Adama yine sordular: Senin gözlerini açtığına göre, sen onun hakkında ne diyorsun?' Adam, 'ö bir peygamberdir' dedi.Yahudiler gözleri açılmış adamın annesiyle babasını çağırmadan onun daha öncekör olduğuna ve gözlerinin açıldığına inanmadılar. Onlara, 'kör doğdu dediğiniz oğlunuz bu mu, peki şimdi nasıl görüyor?' diye sordular. Adamın annesiyle babası, 'Bunun bizim oğlumuz olduğunu ve kör doğduğunu biliyoruz. Ama şimdi nasıl gördüğünü, gözlerini kimin açtığını bilmiyoruz, ona sorun. Ergin yaştadır,kendisi için kendisi konuşsun' diye cevap verdiler. Yahudilerden korktukları için böyle konuştular. Çünkü yahudiler, İsa'nın Mesih olduğunu açıkça söyleyeni havra dışı etmek için aralarında söz birliği etmişlerdi. Gerek anne-babası ve gerekse gözleri açılan kişi, yahudileri inandırmak için ne kadar uğraştılarsa da, onları ikna edemediler.Sonunda ona söverek ve hakaret ederek dışarı attılar.

Bu metinlerden anlaşıldığına göre yahudiler Hz. İsa'nın mucizelerine inanmamakla birlikte aynı zamanda buna inananlara da her türlü kötülüğü reva görmüşlerdir.

4. Hz İsa'nın ve İlk Hıristiyanların Yahudilerden Çektikleri

Hz. İsa, yahudiler içinde ortaya çıktığı için mesajını ilk olarak onlara tebliğ etmiş fakat karşılığında çok büyük sıkıntılar çekmiştir.İncil'de Hz İsa'nın ve ilk hıristiyanların yahudilerden çektikleri çok dramatik sahnelerle anlatılmaktadır. Konuyla ilgili kısımlan uygun başlıklar altından akletmeye çalışalım:

 a. Hz. İsa'yı Ele Vermeleri, Yakalamak ve Öldürmek İstemeleri  

Yahudiler Hz. İsa'yı engellemek ve insanlara etkili olmasını önlemek için hertürlü yola başvuruyorlardı. Bir seferinde o talebeleriyle Kidron deresinin ötesine çıktı, orada bir bahçe vardı. Beraberce bu bahçeye girdiler. Onu ele veren Yahuda da bu yeri biliyordu. İsa çok kereler talebeleriyle orada buluşurdu. Yahuda asker bölüğünü ve başkahinlerden ve Ferisilerden memurlar alıp, fenerler, meşaleler ve silahlarla oraya geldi. İsa bütün başına gelecekleri bilerek çıkıp onlara: kimi arıyorsunuz? dedi. Onlar da: Nasıralıİsa'yı, dediler. O da onlara: İsa benim, dedi. Böylece bölük, binbaşı veya hudilerin memurları İsa'yı tutup bağladılar ve onu önce Hanna'ya götürdüler. Çünkü o, o yıl başkahin olan Kayafa'nın kaynatası idi. "Kavmin uğruna bir adamın ölmesi hayırlıdır” diye yahudilere öğüt veren Kayafa idi. İsa oradakilere bazı şeyler söyledikten sonra orada duran memurlardan biri,"başkahine böyle mi cevap veriyorsun?” diyerek İsa'yı tokatladı.

Bir keresinde o, yahudilere, "babanız İbrahim benim günümü göreceği için sevinçle coşmuştu, gördü ve sevindi” dedi. Bunun üzerine yahudiler ona "sen daha elli yaşında bile değilsin, İbrahimi de gördün mü?” dediler. İsa onlara "doğrusu size derim, İbrahim olmadan önce ben var idim” dedi. Bunun üzerine onu taşlamak için yerden taş aldılar, ama o gizlenip mabetten çıktı.

Yahudiler Hz. İsa'nın sözlerine birtürlü tahammül edemiyorlardı. Bir gün o, "Ben ve Baba biriz” dedi. Bu söz üzerine yahudiler onu taşlamak için yine yerden taş alıp atmaya yeltendiler. Hz. İsa onlara, "size Baba'dan bir çok iyi işler gösterdim. Bu işlerden hangi birisi için beni taşlıyorsunuz”? diye sordu. Yahudilerse, "seni iyi işten dolayı değil, fakat küfürden dolayı ve sen insan olmana rağmen kendini Tanrı ettiğinden dolayı  taşlıyoruz” dediler. Hz. İsa da onlara"Baba'nın bende ve benim Baba'da olduğumu bilip anlayasınız” dedi. Onu yakalamaya çalıştılar. Hz. İsa da onların elinden kaçtı.

Yahudiler Hz. İsa'yı yakalayıp öldürmek için her türlü fırsatı değerlendiriyorlardı. Bir keresinde, hasta olan bir adamı iyi ettiğinden dolayı adam gidip kendisini iyi edenin İsa olduğunu yahudilere söyledi. Yahudiler İsa'ya bunun için eza ediyorlardı. Çünkü bu işleri şabat gününde yapıyordu.Bundan dolayı yahudiler onu öldürmeğe çalışıyorlardı. Yalnız şabat gününü bozmakla kalmamış, Tanrı'nın kendi babası olduğunu söyleyerek kendisini Tanrı'ya eşit kılmışt159. Bu da ölümü hak ediş sebeplerinden birisiydi ve sürekli onu takip ediyorlardı ve o bu yüzden Yahudiye'de gezmek istemiyordu.Genellikle Galile'de geziyordu.

Başkahinler ve Ferisiler bir meclis toplayıp, "Ne yapıyoruz? Çünkü bu adam bir çok alametler gerçekleştiriyor. Bu şekilde bırakırsak ona herkes iman edecek. Romalılar da gelip hem yerimizi ve hem de milletimizi ortadan kaldıracaklar” dediler. O yıl başkahin olan Kayafa sözalıp, siz bir şey anlamıyorsunuz. Bütün millet helak olmasın diye kavim uğrunabir adamın ölmesinin bizim için hayırlı olmasını düşünmüyorsunuz” dedi. Bunun üzerine onu öldürmek için öğütleştiler” . Bundan sonra artık bütün gayretleri onu yakalayarak ölüm cezasına çarptırmak oldu.

 b. Hz. İsa'yı Haç'a Germeleri

Hz. İsa'nınyakalanması, haça gerilmesi, haçta can verip kabre konulması hususları daİncil'de dramatik sahneler halinde dile getirilmektedir. Yahudilerin ısrarlarıüzerine Roma'nın Kudüs valisi Pontus Planıs İsa'yı dövdü, askerler dedikenlerden bir taç örüp onun başına koydular ve ona mor bir elbise giydirip,"selam ey yahudilerin kralı” diyerek onunla alay ettiler. Aynı zamanda onutokatlıyorlardı. Platus yine dışarı çıkıp, "işte onu size dışarıgetiriyorum ki, kendisinde hiç bir suç bulmadığımı bilesiniz” dedi. Bununüzerine İsa dikenlerden taçı ve mor elbiseyi giyinmiş olarak dışarı çıktı.Platus onlara, "işte o adam” dedi. Başkahinler ve memurlar onu görünce.bağırıp, "haça ger, haça ger!” dediler. Planıs onlara, "onu siz alıphaça gerin; çünkü ben onda herhangi bir suç görmüyorum” dedi; Yahudilerse;."bizim bfr. şeriatımız vardır; o şeriata göre onun ölmesi. gerektir. Çünkükendisinin Tanrı Oğlü olduğunu ileri. sürüyor” dediler. Planıs bu sözüişittiği: zaman daha çok endişelendi ve yine hükümet konağına girip İsa'ya,"sen nereden geliyorsun?” dedi. Fakat İsa ona cevap vermedi. Planıs daona, "bana söylemez misin? Bilmiyor musun ki, seni salıvermeğe de haça-germeğe de kudretim vardır” dedi. Platus onu salıvermeğe çalışıyordu, fakatyahudiler bağırıp, "eğer bunu salıverirsen Sezar'ın dostu değilsin”dediler. Sonra Platus yahudilere, "işte kralınız” dedi. Fakat onlar,"kaldır, kaldır, onu haça ger!” diye tekrar bağırdılar. Platus onlara,"kralınızı haça gereyim mi?” dedi. Başkahinler, "Sezar'dan başkakralımız yoktur” dediler. O zaman onu haça gerilmek üzere onlara verdi. O vakitİsa'yı aldılar, İbranice Golgota denilen yere kendi haçını taşıyarak çıktı. Oradaonu, yanında bulunan iki kişi ile birlikte haça gerdiler. Bundan sonra İsaartık her şeyin şimdi tamam olduğunu bilerek yazının yerine gelmesi için"susadım” dedi. Oraya sirke dolu bir kap konulmuştu. Sirke ile bir süngerdoldurup, ve onu zufa dalına takıp ağzına verdiler. İsa sirkeyi alınca"tamam oldu” dedi ve başını eğip ruhunu teslim etti.

Hz İsa'nın çarmıha gerildiği gün Cuma idi. Ertesi gün ise Cumartesi. Cesetler Cumartesi günü çarmıhta kalmasın diye yahudiler onların bacaklarının kırılıp kaldırılması için Platus'a yalvardılar. O vakit askerler gelip İsa ile birlikte çarmıha gerilen diğer iki kişinin bacaklarını kırdılar.Fakat İsa'ya gelip onun zaten ölmüş olduğunu görünce bacaklarını kırmadılar. Askerlerden biri onun göğsünü mızrakla deldi, hemen kan ve su çıktı. Sonra,İsa'nın şakirdi olup yahudilerin korkusundan kendisini gizleyen Aramatya Yusuf, İsa'nın cesedini kaldırmak için Platus'a yalvardı ve Platus izin verdi ve gelip İsa'nın cesedini kaldırdı. Çarmıha gerildiği yerde bir bahçe ve bahçede henüz içine hiç kimse konulmamış bir kabir vardı. Yahudilerin hazırlık günü yani Cumartesi'ne hazırlık günü olduğu için İsa'yı oraya koydular, çünkü kabir yakındı.

İncil'deki bu ifadelerden, Kudüs valisi Pontus Platus'un Hz.İsa'nın suçsuz olduğunu defalarca söylemesine rağmen, yahudilerin ısrarlarına dayanamadığı ve onlara teslim ettiği anlaşılmaktadır. Yahudiler de söz konusu gerekçelerle onu haça germiş ve ölümüne sebep olmuşlardır.

c. Petrus ve Yuhanna'yı Tehdit Etmeleri

Yahudiler sadece Hz. İsa'nın ortadan kaldırılmasıyla yetinmemişler, onun en yakınında olanlarla da uğraşmışlardır. Yine İncil ifadelerinden anlaşıldığına göre Yahudi kâhinleri, tapınak koruyucularının komutam ve Sadukiler, İsa'nın mesajını halka tebliğ etmekte olan Petrus ile Yuhanna'nın üzerine yürüdüler. Çünkü onların halka ders vermelerine ve İsa'yı örnek göstererek ölülerin dirileceğini söylemelerine çok kızmışlardı. Onları yakaladılar, akşam olduğu için ertesi güne dek hapiste tuttular. Ne var ki, konuşmayı dinlemiş olanların çoğu iman etti. Ertesi gün Yahudilerin yöneticileri, ihtiyarları ve din adamları Kudüs'te toplandılar. Petrus ile Yuhanna'yı huzurlarına getirip onlara, "siz bunu hangi güçle ya da kimin adına dayanarak yaptınız?” diye sordular. O zaman Kutsal Ruh ile dolan Petrus onlara, "halkın yöneticileri ve ihtiyarlar!Eğer bugün bir hastaya yapılan iyilik nedeniyle bizden hesap soruluyor ve bu adamın nasıl iyileştiği soruşturuluyorsa, hepiniz ve tüm İsrail halkı şunu bilin: Bu adam sizin çamıha gerdiğiniz, ama Tanrı'nın ölümden dirilttiği Nasıralı İsa Mesih'in adı sayesinde önünüzde sapasağlam duruyor” dedi. Kurul üyeleri onlara dışarı çıkmalarını emrettikten sonra, durumu kendi aralarında tartışmaya başladılar. "Bu adamları ne yapacağız? Kudüs'te yaşayan herkes bunların eliyle, olağanüstü bir mucize yaratıldığını biliyordu. Biz bunu inkar edemeyiz. Ama bu haberin halk arasında daha çok yayılmasını önlemek için onları tehdit edelim ki, bundan böyle İsa'nın adından kimseye söz etmesinler” dediler.

Yahudilerin Petrus ve Yuhanna'yı yıldırmak için defalarcatehdit edip, sorgulamaları ve korkutmaları bu ve benzeri ifadelerle dile getirilmektedir.

d. Stefan'ı Taşlayarak Öldürmeleri

Hz. İsa'nın talebeleri gittikleri her yerde insanlara konuşuyorlar ve herkesi kendi saflanna katmaya çalışıyorlardı. Bu şekilde Tanrı'nın sözü yayılıyordu. Kudüs'teki öğrencilerin sayısı arttıkça artıyor, kâhinlerden bazıları da bu çağrıya uyuyordu. Bunlar arasında Stefan isimli birisi yahudilere uzun uzun konuşuyor, ancak onlar ikna olmuyorlardı. Bunun üzerine Stefan onlara, "ey dik kafalılar, yürekleri ve kulakları sünnet edilmemiş olanlar. Siz tıpkı atalarınıza benziyorsunuz. Her zaman Kutsal Ruh'a karşı direniyorsunuz. 

Atalarınız, peygamberlerden hangisine zulmetmedi ki? Adil olanın geleceğini önce' den bildirenleri de öldürdüler.Melekler aracılığı ile buyrulan yasayı alıp da, buna uymayan sizler, şimdi deadil olana ihanet edip onu katlettiniz” dedi.

Kurul üyeleri bu sözleri duyunca küplere bindiler, Stefan'a karşı dişlerini gıcırdattılar. Kutsal Ruh ile dolu olan Stefan ise, gözlerini göğe dikip, Tanrı'nın görkemini ve Tanrı'nın sağında duran İsa'yı gördü. Bakın,dedi. Göklerin açıldığını ve İnsanoğlu'nun Tanrı'nın sağında durmakta olduğunu görüyorum. Bunun üzerine kulaklarını tıkayıp, çığlıklar atarak hep birden Stefan'a saldırdılar. Onu kentten dışarı atıp, taşa tuttular. Stefan taş yağmuru altında, "Rab İsa, ruhumu al” diye yakarıyordu. Sonra diz çökerek yüksek sesle şöyle dedi: "Ya Rab! Bu günahı onlara yükleme!” Bunu söyledikten sonra taş yağmuru altında hayata gözlerini yumdu.

e. Pavlus'a Tuzak Kurmaları ve İşkence Etmeleri

 Pavlus'un genel olarak Tarsus'ta yaşayan ve Yahudi Diyasporasına ait olan bir ailenin ferdi olduğu kabul edilmektedir. Rasullerin İşleri'nde onun kendisini "Ferisî oğlu Ferisî” (R. İşl. 23:6) olarak tanıtması ve isminin Saul olarak zikredilmesi de onun ailesinin Yahudi kimliğini açıkça ortaya koymaktadır. Ayrıca onun aslen bir Yunanlı olduğu ve sonradan Kudüs'te Yahudiliğe girdiği yolunda bir takım rivayetler de mevcuttur

Şam yolunda İsa'nın kendisine görünüp, mesajını bütün dünyaya yaymasını tavsiye ettiği ana kadar, tıpkı diğer yahudiler gibi azılı bir hıristiyan düşmanıydı. Kendisi zaten mektuplarında bu düşmanlığı itiraf etmektedir. Ancak Şam yolundaki bu vizyon olayından sonra Hıristiyanlığı yaymaya başlamış ve o andan itibaren kendisi de yahudilerin baskı, zulüm ve işkencelerine maruz kalmıştır. Onun en önemli amacı İsa'nın mesihliğini ispatlaya çalışmaktı. Buyolda büyük gayret gösteriyordu. Yahudiler ise onu bundan vazgeçirmek için türlü yollara başvuruyorlardı. Onu öldürmek için gece gündüz kentin kapılarını gözlüyorlardı.

Pavlus'un bulunduğu yerlerde yahudiler hep kargaşa çıkarıyorlardı. Bir seferinde yine böyle bir kargaşa çıkarmışlardı. Pavlus,kargaşa yatıştıktan sonra öğrencileri çağırtıp, onları yüreklendirdi ve kendilerine veda ederek Makedonya 'ya gitmek üzere yola çıktı. O tarafları dolaşıp insanları İsa yoluna teşvik ederek Yunanistan'a geldi. Ve üç ay geçirdikten sonra Suriye'ye yelken açmak üzere iken, Yahudiler tarafından kendisine bir düzen kurulmuş olduğundan, Makedonya yolundan dönmeye karar verdi.

Pavlus yahudilerden çektiklerini daha sonra arkadaşlarına şöyle ifade ediyor: "Siz kendiniz biliyorsunuz, Asya'ya girdiğim ilk günden beri bütün vakit sizin yanınızda nasıl bulundum. Tam bir alçak gönüllülük ve gözyaşları ile birlikte ve yahudilerin düzenlerinden başıma gelen imtihanlarla Rabb'e hizmet ettim”

Yahudiler Pavlus'u kendileri dinlememişken, başkalarının dinlemesine de tahammül edemiyorlardı. Ne zaman ki Halk Rabb'in sözünü dinlemek için toplandığında, kalabalığı gören yahudiler büyük bir kıskançlık içinde, küfürlerle Pavlus'un söylediklerine karşı çıkıyorlardı. Tanrı'ya tapan saygın kadınlarla kentin ileri gelen erkeklerini Pavlus'la Barnabas'a karşı kışkırtıyorlardı. 

Bir defasında Antakya ve Konya'dan gelen bazı yahudiler halkı kendi taraflarına çekerek Pavlus'u taşladılar. Onu ölmüş sanarak kentin dışına sürüklediler. Baskılara dayanamayan Pavlus Selanik şehrine gitti. Orada kendisine Greklerden büyük bir topluluk katıldı. Bunu kıskanan yahudiler, boşta gezen bazı belalı adamları peşlerine takıp, bir kalabalık toplayarak kentte bir kargaşa başlattılar. Pavlus ve Silas'ı bulmak ve halkın önünde yargılamak amacıyla Yason'un evine saldırdılar. Selanik'teki Yahudiler Pavlus'un Veriya'da da Tanrı sözünü duyurduğunu öğrenince oraya gittiler ve halkı kışkırtıp, ayağa kaldırdılar.

Pavlus'a yapılan eziyetler diğer bazı cümlelerde de dile getirilmektedir. Yahudiler onu kendi kuşağı ile bağlayacaklarını söyleyince Pavlus şöyle cevap verdi: "Bu yaptığınız nedir? Kalbimi kırıyorsunuz,çünkü ben Yeruşalim 'de yalnız bağlanmağa değil, Rab İsa'nın uğruna ölmeye de hazırım.

Gündüz olunca Yahudiler sözbirlik ettiler ve Pavlus'u öldürünceye kadar yememeye ve içmemeye and içtiler. Andiçenler kırk kişiden fazla idi. Bunlar başkahinlere ve ihtiyarlara gelip, "biz Pavlus'u öldürmedikçe bir şey tatmıyacağız, diye kendimizi büyük lanetle bağladık. Şimdi, Pavlus hakkında olan şeyleri güya daha gerçek olarak araştıracakmışsınız gibi, onu size getirsin diye Yüksek Kurul (Sanhedrin) ile binbaşıya bildirin, biz de yaklaşmadan önce onu öldürmeğe hazırız”73 dediler. Pavlus kendisini öldürmeleri için yahudilere teslim etmek isteyen Roma kayserine şunları söyledi: "Ben yahudilere hiçbir haksızlık etmedim... Eğer bir haksızlık ettim ve ölüme değer bir şey işledim ise, ölmekten çekinmem. Fakat bunların beni itham ettikleri şeylerinhiç biri doğru değilse kimse beni onların eline veremez

Kial Festus da onun hakkında, "Yahudilerin bütün cemaati bunun için 'artık yaşaması doğru değil' diyerek bana dava ettiler.Fakat ben onun, ölümü hak edecek bir şey yapmış olduğuna dair bir gerekçe bulamadım” demiştir.

Pavlus bu arada çeşitli toplumlara mektuplar yazmış, hemonları Hz. İsa'nın yoluna davet etmiş hem de kendisini tanıtmaya çalışmıştır.Korintoslulara yazdığı ikinci mektubunda yahudilerden çektiklerini şöyle dilegetirmektedir:

"Yahudiler tarafından beş defa kırktan bir eksik dayak yedim. Üç defa deynekle dövüldüm. Bir defa taşlandım. Üç defa deniz kazası geçirdim. Bir gece bir gündüzü enginde geçirdim. Yolculuklarda çok defa ırmaklar ve haydutlar arasında gerek soydaşlarım, gerekse de diğer uluslar arasında tehlikelere uğradım, şehirde,çölde, denizde, sahte kardeşler arasında çok defa da çıplak olarak soğukta kaldım. Emek verdim, sıkıntı çektim, çok kez uykusuz kaldım. Açlığı ve susuzluğu tattım... 

Pavlus'un, yahudi iken hıristiyanlara bizzat kendi yaptığı zulüm ve işkenceleri itiraf ederek anlatması da, o dönemde yahudilerin hıristiyanlara karşı genel tutumunu ilk elden ortaya koyan önemli birörnektir. Pavlus, bu itirafını şu cümlelerle dile getirmektedir:

"Kardeşler ve babalar, size şimdi yapacağım savunmayı dinleyin” dedi. Pavlus'un kendilerine İbrani dilinde seslendiğini duyduklarında daha derin bir sessizlik oldu. Pavlus şöyle devam etti: 'Ben yahudiyim. Kilikya'nın Tarsus kentinde doğdum ve burada, Kudüs'te Gamalyel'in dizinin dibinde büyüdüm. Atalarımızın yasasıyla ilgili sıkı bir eğitimden geçtim. Bugün hepinizin yaptığı gibi, ben de Tanrı için gayretle çalışan birisiydim. İsa'nınyolundan gidenlere öldüresiye zulmeder, erkek kadın demeden onları bağlayıp hapse atardım. Başkahin ile tüm ihtiyarlar kurulu söylediklerimi doğrulayabilirler. Onlardan yahudi kardeşlere yazılmış mektuplar alarak Şam'a doğru yola çıkmıştım. Amacım oradaki İsa inanlılarını da cezalandırmak üzere bağlayıp Kudüs'e getirmekti”

Galatyalılara yazdığı mektubunda da şöyle demektedir: "Yahudi dinine bağlı olduğum zaman ne tür bir hayat sürdüğümü duydunuz. Tanrı'nın topluluğuna alabildiğine zulmediyor, onu kırıp geçiriyordum. Atalarımın geleneklerini savunmakta son derece gayretli ve Yahudi dininde, yaşıtım olan soydaşlarımın bir çoğundan daha ilerideydim”

Pavlus, Kudüs'e döndükten sonra, tapınakta dua ettiği sırada Rabb'i gördüğünü ve O'nun kendisine Kudüs'ten hemen ayrılması gerektiğini, çünkü kendisiyle ilgili tanıklığını kabul etmeyeceklerini söylediğinde şöyle demiştir: "Ey Rab! Benim havradan havraya giderek sana inananları tutuklayıp dövdüğümü biliyorlar. Üstelik sana tanıklık eden Stefan'ın kanı döküldüğü zaman ben de oradaydım. Onu öldürenlerin kaftanlarına bekçilik ederek yapılanları onayladım”79

Pavlus'un yahudiler tarafından suçlanması, yüksek kurulunönüne çıkarılması, dövülmesi ve öldürülme teşebbüsleri Rasullerin İşleri kitabında beş bab ayrılarak çok detaylı. bir şekilde anlatılmaktadır.

f. Romalıların Hıristiyanları Öldürmelerine Yahudilerin Sevinmeleri

İncil'de Yahudilerin kendilerinden olmayan insanlarabaşkaları tarafından yapılan zulüm ve işkencelerden hoşnut oldukları ile ilgilirivayetlere de rastlanılmaktadır. Örneğin, kral Hirodes kiliseden bazılarınacefa etmek için el uzatmış, Yuhanna'nın kardeşi Yakub'u kılıçla öldürmüştür. Vebunun yahudilerin hoşuna gittiğini görüp daha da ileri giderek Petrusu dayakalayıp zindana atmıştır.

Yahudiler sadece hıristiyan önderlerinideğil, halktan insanları da birçok baskı ve tehditlerle Hz. İsa'nın yolundan caydırmaya çalışmışlardır. İsa'nın yolundan gidenler yahudilerden korkuyorlardı, çünkü kim onun mesih olduğuna inanırsa, havradan kovulsun diye yahudiler zaten sözbirliği etmişlerdi. 

Nitekim Hz. İsa da kendi yolunu takip edenler için "sizi havralardan kovacaklar. Evet saat geliyor ki, sizi öldüren her adam Allah'a hizmet ediyor sanacaklar”83 diyerek bu konuya işaret etmiştir.

Sonuç

Yapmış olduğumuz bu çalışmada İncil'i (Yeni Ahit'i) meydanagetiren bütün kitaplan baştan sona tarayarak buradaki yahudi imajım ortayakoymaya çalıştık. Netice itibariyle İncil'in bu konudaki yaklaşımının ne kadarmenfi olduğunu, eleştiri sınırlarını aşıp hakarete varacak derecede sert birüslup kullandığını örneklerle görmüş olduk. Seçtiğimiz metinlerde de görüldüğügibi Hz. İsa ve onun yolunda gidenler, yahudiler tarafından birçok kötümuameleye maruz bırakılmışlardır.- Peygamberleri öldürmeleri, Hz. İsa'yı elevermeleri ve Haç'a gerilmesini sağlamaları, inatları, anlayışsızlıkları, nifakve fesat çıkarmaları, yalancılıkları ve benzeri vasıflarıyla, yahudiler İnciltarafından çok ağır eleştirilere tabi tutulmuşlardır.

İncil'de oluşanböyle bir imaj sebebiyle yahudiler ve hıristiyanlar arasında asırlarca devam eden soğukluklar meydana gelmiştir. Bu soğukluklar ve düşmanlıklar sadece dogmatik boyutlarda kalmamış, siyasal ve sosyal alanlara da sıçramıştır. Hıristiyanlar ilk yüzyılda yahudiler tarafından büyük sıkıntılara uğratılmışlar, ancak 313 yılında Roma imparatoru Konstantin'in hıristiyanlara özgürlük tanıması ve daha sonraki dönemlerde Hıristiyanlığın Roma'nın ve varislerinin devlet dini olmasından itibaren hakimiyeti ele geçirmişler ve işler tersine dönmüştür. Yakın tarihlere kadar yüzyıllar boyunca artık yahudiler büyük sıkıntılar yaşamışlardır. Hıristiyan nüfusun hakim olduğu Batı ülkelerinde oluşturulan gettolar (sadece yahudilere tahsis edilmiş mahalleler),çeşitli tarihlerde yaşadıkları sürgünler, katliamlar (1492'de Endülüs'ün yıkılışı, İkinci Dünya Savaşı sırasında özellikle Almanya'da yaşadıkları sıkıntılar) bunun en çarpıcı örnekleridir.

Günümüzde ise yahudilerle hıristiyanlar arasında geçmişe ait soğukluklar pek fazla gündeme getirilmemekte, hatta güçlü bir ittifak içerisinde oldukları gözlemlenmektedir. Bunun sosyal, siyasal, ekonomik vs. birçok sebebi olabilir. Sosyal bilimciler, özellikle de siyaset bilimcilerinin bu konuyu araştırması gerekir. Yahudilerle hıristiyanların karşılıklı menfaat ilişkilerinin, İncil'deki Yahudi imajının üzerinin örtülmesine, görmezden gelinmesine sebep olduğu söylenilebilir. Ancak böyle bir ittifakı başka büyük bir dini grubu hedefe alarak gerçekleştirmeye çalışmak büyük bir tehlike oluşturur, dünya barışını zedeler. Önemli olan bu tür ittifakların inanç ayırımı yapmadan ve karşılıklı menfaat ilişkilerine girmeden yapılmasıdır. II.Vatikan Konsili'nde (1962-1965) gündeme getirilen Dinlerarası Diyalog anlayışı ve bu çerçevede Hıristiyanlık dışı dinlere yaklaşım konusunda alınan kararların da kısmen bunda etkisi olmuş olabilir. Çünkü küreselleşmenin çok hızlı bir şekilde geliştiği 21. yüzyılda artık inançları ne olursa olsun insanların birlikte yaşama zorunluluğu vardır. Böyle bir diyalog ortamında kutsal metinlerde mevcut olan yaklaşımlar ve imajlar dikkate alınmadan bir arada yaşayabilmenin şartları oluşturulmaya çalışılmaktadır. Bu tür bir diyaloğa bazen seküler diyalog ismi de verilmektedir.

  

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)



Facebook Yorumları


Disqus Yorumları