Hayatında hiç araba tamir etmemiş bir kimse arabanın motor kısmını açıp baksa ve orada gördüğü kablolara bir anlam veremeyip “bu kabloları niçin böyle koymuşlar? Bu şekilde hiç güzel olmamış, ben bunları keseceğim” dese bir daha o araba gider mi? Böyle bir şey yapan kişiye işgüzar denilmez de ne denir?

Dini Konulara Bakış Tarzı

Hayatında hiç araba tamir etmemiş bir kimse arabanın motor kısmını açıp baksa ve orada gördüğü kablolara bir anlam veremeyip “bu kabloları niçin böyle koymuşlar? Bu şekilde hiç güzel olmamış, ben bunları keseceğim” dese bir daha o araba gider mi? Böyle bir şey yapan kişiye işgüzar denilmez de ne denir?

Bir başka örnek verelim: Gözünde görme bozukluğu olan bir kimse kusuru kendi gözünde veya bakışında değil de baktığı şeyde ararsa ve kendi aklınca bozuk gördüğü şeyi düzeltmeye çalışırsa ne olur? Asıl bozulma ve düzensizlik o zaman olmaz mı?

Şimdi siz bu “gözü bozuk” ve “bakışı problemli” bir kimsenin, aslında yerli yerinde olan bir eşyaya sırf kendi gözündeki kusur veya bakış problemine dayalı olarak zarar vermeye çalıştığını görseniz ne yaparsınız? “Bir dakika hemşerim. Sen buna zarar veriyorsun. Bu senin gördüğün veya baktığın gibi değil” demez misiniz? Demek ki bu tarz işgüzarlara karşı yapılması gereken şey, bozukluğun baktıkları şeyde değil bakma âleti olan gözde ve bakış tarzında olduğunun açık ve net bir şekilde izah edilmesidir.

Emin olun ki şu hayatta bu tarz işgüzarlardan istemediğiniz kadar çok var! Özellikle de dini konularda. Din konusunda “gözü bozuk” veya “bakışı problemli” nice kişi görüş belirtiyor. Öyle olunca da her önüne gelen, kendince bozuk gördüğü yeri düzeltmek için müdahale ediyor ama sonuç bir felakete dönüşüyor.

Bu “göz bozukluğu” ve “bakış yamukluğu”nun bir örneğini Kur’an bize daha hemen ilk sayfalarında şöyle bir olay üzerinden anlatıyor:

“Şüphesiz Allah (hakkı açıklamak için) sivrisinek ve ondan da küçük bir varlığı misal getirmekten çekinmez. İman etmişlere gelince, onlar böyle misallerin Rablerinden gelen hak ve gerçek olduğunu bilirler. Kâfir olanlara gelince: Allah böyle misal vermekle ne murat eder? derler. Allah onunla birçok kimseyi saptırır, birçoklarını da doğru yola yöneltir. Verdiği misallerle Allah ancak fâsıkları saptırır.” (Bakara, 26)

Bu âyetin iniş sebebi ile ilgili şu rivayet aktarılır: Kur’an’da Rabbimiz zaman zaman bir olayın akılda daha kalıcı olması için çeşitli misaller veriyordu. Bu misaller arasında zaman zaman sivrisinek, örümcek, eşek gibi hayvanlar da zikrediliyordu. Bu durum karşısında Kur’an’ın Allah tarafından gönderilen bir kitap olduğunu kabul etmeyen, onda eğrilik arayan bazıları sırf kafaları karıştırmak için “bu nasıl bir kutsal kitap böyle? Allah’tan gelen bir kitapta sineğin, böceğin, eşeğin, örümceğin işi ne? Eğer Muhammed’in iddia ettiği üzere bu kitap Allah’tan indirilmişse Allah böyle düşük seviyeli örnekler vererek ne yapmaya çalışıyor?” diye yaygaralar koparıyorlardı. Allah gözlerine perde inmiş olan, akıllarını küfrün örtüleri bürümüş olan bu zavallılara mealen şöyle diyordu: “Ben, hak ve hakikati açıklamak için değil sivrisinek ondan daha küçük bir şeyi de örnek vermekten kaçınmam, gocunmam. Çünkü ben bütün kâinatın Rabbiyim. Benim yarattığım her varlık benim sanatımın izlerini taşır. İman ile bakmasını bilenler baktıkları her şeyde benim gücümü, hikmetimi, sanatımı görürler. Siz bunu göremiyorsunuz diye ben bu misalleri vermekten vaz mı geçeyim?”

Rabbimiz bu misallerin de bir imtihan vesilesi olduğunu, böylece kimilerinin bu tip misaller sebebiyle hidayeti artarken kimilerinin sapkınlığının arttığını söylüyor.

Mesele sadece “sivrisinek” meselesi değildir. Tıpkı peygamberimiz döneminde sineğin Kur’an’da zikredilmesini diline dolayanların yaptığı gibi günümüzde de çok farklı kesimler Kur’an üzerinde aynı şeyi yapıyorlar. Üstelik bunların bir kısmı kendilerini “Müslüman” olarak niteliyor?! Kur’an’da yer almasına anlam veremedikleri bazı şeyler üzerinden “Allah böyle şeyleri niçin Kur’an’da zikretmiş ki? Bu, Kur’an’ın kudsiyetini zedeliyor. Keşke bunlar hiç Kur’an’da yer almasaydı” diyorlar. Abarttığımı sanmayın, bunun çok daha ağırını açık açık söylüyorlar. Geçmişle günümüz arasındaki fark şu: Geçmişte bu işi, Kur’an’ı açıktan inkâr edenler yaparken günümüzde Kur’an’a inandığını söyleyenler yapıyor. Kimi zaman Kur’an’da geçen bir kıssayı dillerine doluyorlar, kimi zaman Kur’an’da âhirete ilişkin anlatılan bir tabloyu dillerine doluyorlar. Kimi zamanda da Kur’an’da yer alan bir emir ve yasağı. Mâhiyetini kavrayamadıkları, iç yüzünü bilmedikleri bir kıssa gördüklerinde derhal bunu “saçma”, “mitolojik” ilan ediveriyorlar. Kendilerini tatmin etmeyen bir benzetme gördüklerinde üzerini çiziveriyorlar. Hoşlarına gitmeyen bir hükme rastladıklarında “son kullanma tarihi geçmiş” ilan ediyorlar.

Kendilerinden o kadar eminler ki… Bütün tarih, bütün gayb âlemi bunların elinde. Bana bu tavır, tıpkı Kur’an’ın tasvir ettiği şu tipleri hatırlatıyor:

“Yoksa gayba ait bilgiler kendi yanlarında da, onlar mı yazıyorlar?” (Tûr, 41)

“Onlara akılları mı bunu emreder, yoksa onlar, azgın bir topluluk mudur?” (Tûr, 32)

“Yoksa size ait bir kitap var da, (bu görüşleri) onda mı okuyorsunuz? Onda, beğendiğiniz her şey sizin için mutlaka vardır (diye mi yazılı)? Yoksa, "Ne hükmederseniz mutlaka sizindir" diye sizin lehinize olarak tarafımızdan verilmiş, kıyamet gününe kadar geçerli kesin sözler mi var?" (Kalem, 37-39)

Ben şimdi niçin Kur’an okumadan önce kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınmamızın emredildiğini daha iyi anlıyorum. Çünkü siz Kur’an’ı şeytanın etkisinden sıyrılmadan okuduğunuzda her ne kadar okuduğunuz şey Allah’ın sözleri olsa da şeytan sizin zihninizde onları çarpıtacaktır.

Rabbimiz Kur’an’ı okurken de başka zamanlarda da bizleri kovulmuş şeytanın ve onun yoldaşlarının şerrinden muhafaza eylesin. Doğru bakmayı ve görmeyi bizlere nasip eylesin.

(Soner Duman/4.Rebîülevvel.1440/13.Kasım.2018/Salı)

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)



Facebook Yorumları


Disqus Yorumları