SAHABE HATIRALARI

Musab Bin Umeyr

İftar için tatlıbir telaş vardı.  Abdurrahman b. Avf önündeki iftar sofrasına şöyle bir bakıverdi. Nedendir bilinmez aklına birden Mus’ab gelmişti. “Mus’ab şehit edildi.  Hâlbuki o benden daha hayırlıydı.” dedi sonra. Uhud Savaşı’nda şehit düşen Mus’ab’ın hâli bir türlü gözünün önünden gitmiyordu. Öylesine yokluk içindeydi ki bedenine kefen yapılacak doğru dürüst bir örtü bile bulunamamıştı. Zorlukla elde edilen bir bürdeyle kefenlendi Mus’ab. Lakin onunla da başı örtüldüğünde ayakları, ayakları örtüldüğünde ise başı açıkta kalıyordu. Mus’ab yokluk içinde bu dünyadan göçüp gittiği halde, kendisi dünyada türlü türlü nimetlere nail olmuştu. O günü hatırladıkça gözyaşlarına hâkim olamıyordu. Uzanamadı eli sofraya bir türlü, kalktı gitti. (Buhârî, Cenâiz, 26)

Abdurrahman b. Avf gibi adını işiten herkes hayırla yâd ediyordu Mus’ab b. Umeyr’i.  Müslüman olmak uğruna hiçbir Kureyşlinin yapamayacağı bir fedakârlıkta bulunmuş, sahip olduğu konforlu hayatı ve zenginliği hiç tereddüt etmeden elinin tersiyle itivermişti. Hâlbuki Mekke’de onun gibisi yoktu. Genç ve yakışıklıydı. Saçının güzelliği,kıyafetlerinin gösterişi, kullandığı koku hatta giydiği ayakkabının kalitesi herkesin dilindeydi. Anne babası onu çok seviyor, bir dediğini iki etmiyordu. Herkes nasıl da imreniyordu onun ihtişamlı yaşantısına.

Meraklı bakışların kuşatması altında olan Mus’ab, o günlerde gizliden gizliye Erkâm’ın evine gidiyordu. Kimsenin haberi yoktu Allah’a ve Resûlü’ne iman ettiğinden. Bir gün kabilesinden Osman b. Talha onu namaz kılarken gördü ve hemen ailesine giderek durumu haber verdi. Oğullarının Müslüman olmasına çok öfkelenen anne ve babası, onu vazgeçirmeye kararlıydılar. Günlerce hapsettiler, baskı altında tuttular ama döndüremediler gittiği yoldan. Genç Mus’ab Allah ve Resûlü’nün uğruna sahip olduğu her şeyi terk etti. Hem de hiç tereddüt etmeden. Onların sevgisi bir yana, dünya ve dünyaya dair ne varsa hepsi bir yanaydı.

İslam davetinin açıktan yapılmasıyla birlikte müşriklerin baskılarını artırmaları nedeniyle Mus’ab b. Umeyr beraberindeki bir grup Müslüman ile Habeşistan’a hicret etti. Bir müddet orada kaldıktan sonra tekrar Mekke’ye döndü. Birinci Akabe Biatı’nda Medineli Müslümanların isteği üzerine Allah Resûlü onu Medine’ye öğretmen olarak gönderdi. Genç ve yetenekli Mus’ab Resûlullah’ın tebliğ metodunu iyi biliyordu. Bunun yanı sıra o zamana kadar inen Kur’an ayetlerini ezberlemesi ve etkili konuşma tarzıyla da dikkat çekiyordu. Kısa sürede birçok insanın gönlünü kazanan Mus’ab, başta Sa’d b. Muâz ve Üseyd b. Hudayr gibi Medine’nin önde gelenleri olmak üzere çok sayıda Medinelinin Müslüman olmasına vesile oldu. Onun çabası sayesinde artık her ensar evinde mutlaka bir Müslüman vardı. Bir yılın ardından beraberinde yetmiş beş Müslümanla İkinci Akabe Biatı için Mekke’ye gelen Mus’ab, Allah Resûlü’nün verdiği görevi hakkıyla yerine getirmiş ve onun takdirini kazanmıştı.

Mus’ab b. Umeyr ilmi ve ahlakının yanı sıra cesareti ve azmiyle de örnek bir sahabiydi.  Hz.Peygamber Bedir ve Uhud Savaşları’nda sancaktarlık görevini ona vermişti. Uhud’da Savaş’ın en zor anında dahi bir an olsun Resûlullah’ı yalnız bırakmadı Mus’ab. Daha önce Allah ve Resûlü uğruna sahip olduğu her şeyi feda eden, ensarın ilk öğretmeni artık elinde kalan tek şeyi, canını feda etmek üzere savaş meydanındaydı. Zira Allah’a verilen sözün gereğiydi bu. (Ahzâb, 33/23)  Ve Mus’abü’l-Hayr’ın verdiği sözden geri dönmeye hiç niyeti yoktu. İbn Kamie’nin kılıç darbeleriyle önce sağ eli ardından da sol eli koptu. Yine de sancağı düşürmedi, kollarıyla tutarak göğsüne bastırmaya devam etti. En sonunda mızrakla yaralanarak şehit düştü. Savaşın ardından Allah Resûlü’nü ölümüyle en çok hüzünlendirenlerden biri o oldu. Resûlullah Mus’ab’ın yüzüstü düşmüş bedeninin başında durduktan sonra o ve beraberindeki diğer şehitlere hitaben Allah katında şehit lerolduklarına kıyamet günü bizzat şahitlik edeceğini söyledi. (İbn Sa’d, Tabakât,III, 121) İslam’la şereflenmeden önce asaleti ve zenginliği dilden dile dolaşan Mus’ab b. Umeyr’in şehit olduğunda bedenini tamamen örtecek bir kefeni bile yoktu. Bunun üzerine Hz. Peygamber, başının örtülmesini, ayaklarının üzerine ise izhir otu konulmasını istedi. (Buhârî, Cenâiz, 27)

Hicretten sonra Yüce Allah’ın mükâfatıyla ashab çeşitli nimetlere nail olmuşken Mus’ab b. Umeyr bunların hiçbirini göremeden yokluk içinde şehadete yürümüştü. Fakat onun nezdinde Allah ve Resûlü’nün sevgisi yanında malın, mülkün, şöhretin hiçbir kıymeti yoktu. Onun gerçek serveti imanıydı.

 Diyanet Aylık Dergi 2013

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları



Disqus Yorumları