Eğer insan, fıtratının üzerini örtmeden Kur’an’a yaklaşırsa Kur’an’ın manyetik alanı onu kendisine çeker .

KUR'AN'IN RUHLARI KENDİNE ÇEKEN CÂZİBESİ

Küçük çocukların en çok şaşırdığı ve sevdiği şeylerden birisi mıknatıs ile demirden bir şeyi çektirmek veya ittirmektir.  Kimi zaman mıknatıs ile bir bozuk parayı çektirir ve buna hayret ederler, kimi zaman da mıknatısı buzdolabı gibi bir yere yapıştırırlar. Ne yalan söyleyeyim, şu yaşıma geldim ben bile bir mıknatıs bulduğumda onu bozuk paraya yaklaştırarak çektirmeyi veya ittirmeyi seviyorum.

Mıknatıs ile demir arasında nasıl bir ilişki varsa Kur’an ile insanın fıtratı ve benliği arasında da işte öyle bir ilişki vardır. Eğer insan,fıtratının üzerini örtmeden Kur’an’a yaklaşırsa Kur’an’ın manyetik alanı onu kendisine çeker ama fıtratını örterse ya da Kur’an’a uzak durursa Kur’an onu çekmez. Mesela siz bozuk parayı kalınca bir beze sarsanız mıknatıs onu çekmez, çünkü üzeri örtülmüştür. Eğer Kur’an’a doğru bir şekilde yaklaşmayıp tersten yaklaşırsanız –tıpkı mıknatısın ters kutbu ile bozuk paraya yaklaştırılmasında olduğu gibi- Kur’an insana itici bile gelebilir!

Şimdi Kur’an’ın nasıl bir câzibeye, çekim gücüne sahip olduğuna dair meşhur bir örnekten gidelim. İslam’ın ikinci halifesi Hz. Ömer’in nasıl Müslüman olduğu ile ilgili pek de bilinmeyen bir rivayeti şöyle gözümüzde canlandıralım.  Hz. Ömer şöyle anlatıyor:

“Müslüman olmadan önce bir gün Resûlullah (s.a.v.)’ın nerede olduğunu araştırmak üzere evden çıktım. Niyetim mescid-i harama gitmekti, birde baktım ki o, benden önce oraya varmış. Ben hissettirmeden onun arka tarafında bekledim. O, Hâkka sûresini okumaya başladı. Kur’an’ın üslubu ve düzeni çok hoşuma gitmişti. İçimden “bu adam tıpkı Kureyş’in dediği gibi bir şair” diye geçirmeme kalmadı Resûlullah (s.a.v.)’ın dilinden şu âyet döküldü:“O Kur’an, şerefli bir elçinin [tebliğ ettiği] bir sözdür. O bir şâir sözü değildir. Siz ne de az iman ediyorsunuz!” [Hâkka, 41. Bu sözü duyar duymaz içimden [bu adam içimden geçenleri bile biliyor, öyleyse] “bu bir kâhin sözüdür” diye geçirdim. Ben böyle düşünür düşünmez bu defa şu âyeti okumasın mı? “Bu Kur’an bir kâhin sözü de değildir! Siz ne de az düşünüyorsunuz! O,âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir. Eğer (Peygamber) bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı, elbette onu kıskıvrak yakalardık. Sonra onun can damarını koparırdık (onu yaşatmazdık). Hiçbiriniz buna mâni de olamazdınız.Doğrusu o (Kur'an), takvâ sahipleri için bir öğüttür.” [Hâkka, 42-48] Sonra sûrenin sonuna kadar okudu. İşte o gün Müslümanlık benim kalbime tam olarak yerleşti. (Ahmed bin Hanbel, Müsned, I, 262, 107 no’lu rivayet)

Gördünüz mü? Fıtratını bozmamış bir Ömer… Belki toza toprağa bulanmış, üzeri, başı kirlenmiş ama, “altın çamura düşse de altındır”atasözünde olduğu gibi üzerindeki tozu toprağı silecek bir eli bekliyordu.

Bu Kur’an’a samimi olarak yaklaşan, onu anlamaya çalışanlarKur’an’ın üslubundan, haberlerinden mutlaka etkilenir. Yeter ki fıtratımızın üzerini örtmeyelim, yeter ki ona ters bir noktadan yaklaşmayalım.

İslam ümmeti olarak bugün Kur’an’a karşı üzerimize düşen görevi sadece “dil ile” yerine getirmeye çalışıyoruz. Kur’an’ı ne kadar çok hatmedersek, ne kadar çok kişiyi hafız yaparsak ona karşı görevimizi o kadar yerine getirmiş sayıyoruz.  Ama onun içindeki mesajla fıtratı buluşturmadığımız da fıtrat aç kalıyor. Daha önce başka yazılarımda da belirttiğim gibi Kur’an bir yemek tarifi kitabına benzer. Sadece okumakla karnımız doymaz. Onu anlamalı, gereğini yapmalıyız ki karnımız doysun. Kur’an bir ilaç prospektüsüne benzer. Sadece okumakla hastalığımız iyileşmez, okuyup gereğini yapmalıyız, ilacı kullanmalıyız ki hastalığımız iyileşsin.

Rabbimiz dillerimizi Kur’an’ın lafızlarıyla, akıllarımızı Kur’an’ın mânalarıyla, bedenimizi ve hayatımızı da Kur’an’ın ahkâmıyla mâmur kılsın.

Soner DUMAN/09.Rebîülevvel.1440/17.Kasım.2018/Cumartesi

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)



Facebook Yorumları


Disqus Yorumları